GERÇEK ZAMAN

Digital Age | 18.10.2021 - 20:40

Kendimiz için inşa ederken neden vahşi yaşamı da düşünmeliyiz?

Yeşil çatılar, arı tuğlaları, kuş yuvaları gibi eklerle kendimiz için inşa ettiğimiz yapılarda vahşi yaşamı desteklememiz mümkün ve uzun vadede çıkarımıza...

İnsanlığın kendisi için inşa ettiği her yapıda vahşi yaşamın bir parçasını yok ettiği gerçeği ile yüzleşiyoruz. Vahşi yaşam yerini ehlileştirilmiş, sıklıkla da betonlaştırılmış alanlara bırakıyor. Fakat Avrupa Yeşil Çatı ve Canlı Duvar Dernekleri Federasyonu Başkanı Dusty Gedge bu durumun bu şekilde devam etmemesi gerektiğini, bir alternatif olarak çatıların yeşillendirilebileceğini söylüyor.

Gedge’ye göre çatıların toprak, yosun, bitkiler ve hatta göletlerle donatılması gerekiyor. Uzun zamandır bu fikri savunan Gedge, zaman zaman karşılaştığı itirazlara rağmen yeşil çatıların biyoçeşitliliğe yönelik çeşitli olumlu yönlerini anlatmaya devam ediyor. Kuşların yeşil çatılara uçmaları, nadir görülen kelebeklerin çiçeklerin etrafındaki dansları, çiçek açan orkideler, koşuşturan böcekler ve özellikle de çekirgeler…

Bu fikir sadece betimlemelerde kalmamakla birlikte, çatıların ve duvarların yeşillendirilmeleri bir süredir bazı uzmanlar tarafından yeşil alanlarını ve vahşi yaşamını kaybeden gezegenimiz için bir kurtuluş yolu olarak gösteriliyor. Örneğin, Saint Mary Üniversitesi’nden Eric Oberndorfer, yeşil çatıların sadece habitat yaratımında değil, binalardan akan fırtına sularının yavaşlatılmaları ile durdurulmalarında ve iç mekanların soğutulmalarında da etkili olduklarına değiniyor.

İnsanlık, yarattığı medeniyeti altyapıya ve yapılaşmaya öyle bağımlı hale getirmiş durumda ki Birleşmiş Milletler dünyanın yaşanabilir alanının sadece %1’inin kasabalar, şehirler ve taşra yapılaşmalarından oluştuğunu, fakat 2060 yılına kadar bu alanların iki katına çıkacağını söylüyor. Bu katlanmanın önemli bir kısmı çok katlı binaların yapımıyla ortaya çıkacak, fakat önemli bir kısmı ise şehir içi yapılara, yayılmaya ve vahşi yaşamın daha da azalmasına yol açacak.

Öte yandan, binalarımız vahşi yaşama bir tehdit oluşturmak zorunda değiller; bitkilere ve hayvanlara yuva olabilirler. Ya vahşi yaşam yüzey alanlarında, özellikle de büyük, şehir içi yapıların yüzeylerinde sürseydi? Bu tekrar dengeyi getirmenin bir yolu olabilir miydi?

Yeşil çatılara ek çeşitli uygulamalar

Gedge, Birleşik Krallık gibi kuru çimenliklerin olduğu yerlerde habitatın risk altında olduğuna, fakat çatıların yeşillendirilmesiyle normale yakın bir yaşantının oluşturulabileceğine dikkat çekiyor. Yabani çiçekler, çimenler ve dam korukları birkaç kat yüksekte olsalar bile kuşları ve böcekleri cezbedebiliyorlar. Dolayısıyla, çatılara çürüyen ahşabın serpiştirilmesiyle böceklerin ortaya çıkması sağlanabilir ve çatılar arılar gibi yuva yapan türlere uygun kuytu köşelerle, kum tepecikleri ile inşa edilebilirler.

Gedge ayrıca çatılara kuş yuvaları yerleştirmenin öneminden de bahsediyor. Zira bu yuvalar, Afrika’dan Birleşik Krallık’a gelen ve Avrupa’nın farklı yerlerine giden kuş sürülerinin yaz aylarında sığınabilecekleri, yavrulayabilecekleri yerler olabilirler. Bu, sıkı sıkıya kapatılmış, boşluksuz inşa edilen modern binaların saçakları altına yuva kuramayan kuşlar için oldukça önemli. Gedge, örnek olarak karasağan kuşlarını gösteriyor: Evlerinin her tarafını kapatan insanlar yüzünden boşluk bulamayan karasağanlar yuva yapamıyorlar.

Karasağan kuşları boşluksuz inşa edilen yapılardan dolayı yuva kurmakta zorlanabiliyorlar.

Yapay kuş yuvası kutularının duvarlara yerleştirilmeleri ya da boşlukları olan tuğlaların kullanılmaları bir çözüm olarak görülüyor. Karasağan kuşları ile ilgili yapılan araştırmalar, yenilemeler sırasında yapılan bu yuvaların ve bırakılan boşlukların kuşlar tarafından büyük bir heyecanla kabullenildiğini gösteriyor.

Benzer yaklaşımlarla pek çok canlının hayatta kalması sağlanabilir. Örneğin, pek çok küçük deliğe sahip olacak şekilde üretilen tuğlalar arıların yuvaları haline gelirken, bazı evlere yarasalar için kutular yerleştiriliyor. Bu şekilde müdahaleler canlıların hayatta kalmaları ve yerel çeşitliliğin sürdürülmesi açılarından önemli.

The Wildlife Trusts’tan Sue Young, bu tür yapıların çevresinde destekleyici başka adımların atılmasının faydalı olacağını söylüyor. Böceklerin, kuşların ve diğer canlıların varlığı için özellikle düzenlenmiş duvarlar ve çatıların yapımı bahsi geçen yapılarda hayvanların varlığını ve sürekliliğini koruyabilir. Zira Young’a göre binaların yapımında boşluklar bırakmak yeterli değil, zira o boşluklarda yaşayacak olan hayvanların beslenebilmeleri için fırsatlar da yaratmak gerek.

CambridgeSeven adlı mimarlık şirketinin ortaklarından olan Justin Crane, her yeni projede vahşi yaşamın yer bulabilmesi için özellikle çalıştıklarını söylüyor. Şirketin projelerinden biri olan Gloucester, Massachussets’teki liman yürüyüş parkuru, kelebekler için özellikle tasarlanmış bahçelere sahip. Crane, ayrıca, bu tür düzenlemelerin kuşların göç yolları değerlendirilerek yapıldıklarını, tasarım sürecinde kuşların yedikleri böceklerin de göz önünde bulundurulduğunu iletiyor.

Biyofilik tasarım akımı

Biyofilik tasarım terimi, bu tür inşa yaklaşımlarını kapsayacak şekilde kullanılıyor. Bu tasarım akımının insan hayatı ile doğa arasındaki dengeyi oluşturmaya çalışması en büyük özelliği.

Crane, insanların vahşi yaşamın bu tür alanlardaki varlığını genellikle fark etmediklerine dikkat çekiyor. Örneğin, iş yaşamı dışında bir su havzası kuruluşunun suyun kalitesini artırabilmesi için nehirlerde yüzden balıkları saydığını söylüyor. Nehre yerleştirilmiş bir kutu sayesinde balıkları net olarak görebildiğini ve 10 dakikada yaklaşık 600 balık sayabildiğini ekliyor. Vahşi yaşamın inşa edilen çevre ile ne kadar ilintili olduğunu anlatırken, işte tam da bu yüzden inşa edilen alanların vahşi yaşamı barındıracak şekilde inşa edilmeleri gerektiğine değiniyor.

Benzer düşünceye sahip olan insanlar da mimarlık dünyasını aynı yönde değiştirmeye çalışıyorlar. Örneğin, Münih Teknik Üniversitesindeki görevinin yanı sıra Studio Animal-Aided Design adlı bir danışmanlık şirketinin de yürütücü ortaklarından biri olan Wolfgang Weisser, binaların biyoçeşitlilik destekleyici kriterlerini artırmaya çalışıyor.

Şirket tarafından benimsenen ve hala üzerinde çalışılmakta olan yaklaşım, bu yapıların sahiplerini, sakinlerini ve kullanıcılarını bir araya getirerek hangi yerel türlerin varlığını desteklemek istediklerini öğrenmek üzerine kurulu.

Weisser ve ekibinin Münih’te tamamladıkları bir apartmanda apartmanın yatırımcısının da kabulü ile binaya yarasa ve ağaçkakan kutuları yerleştirilmiş; çatı bitkilendirilirken binaya kirpi çekmeceleri adı verilen, kirpilerin yaşayabilecekleri ve kış uykusuna yatabilecekleri bölmeler yapılmış. Bu çekmeceler zaman zaman çıkarılıp bakım yapılabilecek şekilde tasarlanmış.

Weisser, bu tür binaların inşası ile ilgili olarak temel fikrin hayvanları da bir paydaş olarak kabul etmek olduğunu söylüyor.

Bu tür bir yaklaşımın en önemli faydalarından biri, daha dengede bir ekosisteme sahip olma imkânı. Weisser, bir örnek olarak evlere yerleştirilecek olan yarasa kutularının yaz akşamlarında sivrisinek sayısında önemli bir azalmaya yol açacağını söylüyor.

Sue Young, insanların doğaya yardımcı olmanın önemini ve doğanın insanlar için ne kadar önemli olduğunu bilmeleri halinde yardım edebilmek için çok daha fazla çabalayacaklarını düşünüyor. Bu tür etkilerden haberdar olmak, her ne kadar biz insanlar steril kutularda yaşıyor olsak da yine de belirli bir dengeye ihtiyaç duyduğumuzu anlamamıza yardımcı olabilir.

Vahşi yaşamın miktarının belirlenmesinin bu anlayışa katkı bulunacağı ayrıca belirtiliyor. Avusturalya’da bulunan RMIT Üniversitesi’nde görev yapmakta olan Sarah Bekessy, 2018’de yürüttüğü bir projenin sonuçlarından yola çıkarak doğanın pozitif estetiğine ve kültürel yönlerine eğilmenin insanları diyaloga katmak konusunda olumlu olduğunu söylüyor.

Bir mimar olan ve bere:architects’in de kurucusu olan Justin Bere, şehrin kalbinde yaşanıyor olsa bile doğaya yakın olmanın değerini uzun süredir düşünmekte. Bere, Londra’da kendi tasarladığı bir evde yaşıyor ve bu evi dışının ve çatısının bitkilerle, yabani çiçeklerle ve ağaçlarla uyumlu olacak şekilde tasarlamış. Evin bahçesinde bir de fındık korusu var ki Bere sıklıkla üzerine kuşların yuva yapışını izlediğini söylüyor. Şehrin ortasındaki bu yeşil adada tavukların kedi ve saksağan tehlikesinden korunduklarını da belirtiyor. Vahşi yaşamı bizzat izlemesi ile ilgili olarak, “doğada ne kadar karmaşıklık olduğunu anlamaya yarıyor” diyor.

Binalarımızı bu karmaşıklığa bir nebze olsun daha uygun hale getirmemiz, kişisel faydaların yanı sıra ekolojik faydalar edinmemize de yarayacaktır. Biyoçeşitlilik krizini çözmek çatıları ve duvarları bitkilerle kaplamaktan daha fazla emek gerektirse de bu adımlar bir başlangıç sayılabilirler.

Kaynak: Why we should build for wildlife as well as people – BBC Future Planet