BRAND WEEK ISTANBUL

DigitalAge | 12.11.2020 - 17:22

“Dünyada şu an dijital olarak 50 zettabyte dijital veri var”

Türkiye pazarlama ve iletişim endüstrisini, dünyanın en yaratıcı zihinleri ve işleriyle buluşturan Brand Week Istanbul’da dördüncü gün geride kaldı.

Yılın en ilham verici haftası Brand Week Istanbul’un bugünkü konuklarından Psikiyatrist Prof. Dr. Yankı Yazgan, “Pandeminin Duyguları: Hayaller, Yalnızlık, Yorgunluk, Birliktelik, Korku, Yadsıma, Pişmanlık, Umut” başlıklı oturumuyla günün en çok ilgi gören isimlerindendi.Yazgan, global olarak tüm dünyayı etkisi altına alan coronavirüs ve beraberinde gelen karantina süreçlerinin insanların psikolojileri üzerinde etkileri ve duygu durum değişimlerine dair önemli bilgiler aktardı. İnsanların yaşadığımız süreçteki etkileri ilerleyen yıllarda duygularıyla anımsayacağının altını çizen Yazgan, insanın şu andaki duygu durumunun tahlil edip farkında olmasının da önümüzdeki yıllarda faydalı olacağını ifade etti.

İnsanların duygularının farkına varmasının çıkarımlarından da bahseden Yazgan, kişilerin başta korku olmak üzere duygularının farkına vararak onların yoğunluğunu kontrol edebileceklerini ifade etti. Duyguların kararlarımızı denetimsiz olarak ele alabildiğini de belirten Yazgan, “Duygular psikolojik hormonlar gibi, dışarda olan bitene bir reaksiyondur. Duyguların adını koymak hangi durumla ilişkili olduğunu ortaya koymak ve anlamak, belleğimizdeki duygu izlerinin yaşantılarımızı kıskaca almasını ve içinden çıkılmaz döngülere dönüştürmesini engelleyebilir” dedi. Pandemiyle ilgili esas sorunun pandemi ne zaman bitecek yerine nasıl devam etmeli sorusu olduğunun altını çizen Yazgan; “Duygular bize bu dönemde neyi nasıl yapacağımızla ilgi önemli bir kılavuzluk sağlayacaktır” sözleriyle konuşmasını noktaladı.

“Dünyada şu an dijital olarak 50 zettabyte dijital veri var”

“Dünyada şu an dijital olarak 50 zettabyte dijital veri var”

Digital Future Hub by Garanti BBVA sahnesinde konuşan “Dünyanın Kütüphanecisi” olarak bilinen ve gelecekte ne kadar geçmişimiz olacak sorusuna yanıt arayan Martin Kunze, kozmik bir kavram olduğunu ifade ettiği “geçmiş” ile ilgili şunları paylaştı: “Dünyada şu an dijital olarak 50 zettabyte dijital veri var. Bu kadar veriyi bir kitaplık olarak saklamaya çalışsanız güneş sisteminin çevresini birkaç kere saracak bir kütüphaneye ihtiyacınız olur. Veri saklamak için hem alana hem de enerjiye ihtiyaç var. Antik dönemden bugüne geldiğinizde veri olarak işlenen ve yayıncılık olarak kabul edilen her şey çok değişti. Artık yazı ve kitapların dışında internette yaydığınız anlamı olan veya olmayan bir video da yayıncılık kapsamında değerlendiriliyor ve geleceğe gerçek veriler aktarmak açısından önem taşıyor. Bu projeyi geliştirirken en temel amacımız geleceğe gerçek veriler bırakmak. Müzeler, sanat ve doğa tarihi, nükleer atık raporları, iklim ile ilgili iyi kötü tüm veriler geleceğe yön verir. Geleceğe sadece iyi veri değil kötü veri de bırakmalıyız. Böylelikle bizden sonraki nesiller neyi yapmaları ve neyi yapmamaları gerektiğini öngörebilecekler. İnsanların dışında yapay zekâların bile geçmişe ihtiyacı olacak. Geçmiş kozmik bir kavramdır. Hepimizin geçmişe bir şeyler bırakma yükümlülüğü olduğunu düşünüyorum.” dedi. Kunze’nin belki de en manidar mesajı ise şuydu: “Elimizdeki dijital veriler ortadan kaybolmazsa bile, geleceğe aktardığımız şeylerin bilimsel makalelerden ziyade aptal videolar olmasından korkuyorum.”

“Çok kısa bir süre içinde sanal avatarlar ile alışveriş yapacağız.”

Digital Future Hub by Garanti BBVA sahnesi Kunze’nin ardından sanal avatarlar yaratan Pinscreen şirketinin kurucusu ve CEO’su Dr. Hao Li’yi ağırladı. Teknolojinin durmaksızın ilerlemesi ve pandemi sebebiyle yapamadığımız fiziksel buluşmaların dijital avatarlara daha çok odaklanılmasına sebep olduğunu aktaran Li; özellikle şirket toplantı ve kutlamalarının ve moda haftalarının dijital ortamlarda gerçekleşmesinin sanal avatarlara olan talebi arttırdığını ifade etti. Geçmişleri yıllar öncesine dayanan sanal avatarlarla aslında ilk başta film dünyasında tanıştığımızı belirten Hao Li, Transporter ve Star Wars gibi filmlerden aşina olduğumuz sanal insanların günümüzde giderek yaygınlaştığı; çağrı merkezlerinde, sosyal medyada, eğlence ve oyun sektöründe de sıkça karşımıza çıktığını belirtiyor. Dr Li, kısa bir süre sonra herkesin sanal avatarına mağazalara yeni gelen ürünleri deneterek alışveriş yapacağını ifade ediyor. Li’ye göre alanda karşımıza çıkan son başarılı örnek ise ünlü rapçi Travis Scott’un dünyaca ünlü video oyun Fortnite ile yapmış olduğu sanal konser işbirliği. Dr. Li ve şirketinin hedefi ise bu büyük potansiyeli, sanal avatar teknolojisini herkes için erişilebilir kılmak.

“FORMULA 1 uzun bir aradan sonra yeniden İstanbul’da düzenlendiği için çok heyecanlıyız.”

Scuderia Ferrari Formula 1 takımının başarılı direktörü Mattia Binotto, takımın genç ve yetenekli sürücüsü Charles Leclerc, Shell & Turcas Petrol A.Ş. CEO’su Emre Turanlı ve Shell Motorsport teknoloji projelerinden sorumlu Valeria Loreti 70 Yıldır sektörde hız kesmeden ilerleyen Shell ve Ferrari’yi konuşmak için Brand Week Istanbul sahnesinde bir araya geldi.

Konuşmaya başlayan ilk isim Ferrari takımının 23 yaşındaki pilotu Charles Leclerc’ti. Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Türkiye Grand Prix’sini henüz tanımasa da burada yarışacağı için çok heyecanlı olduğunu belirten Leclerc, iki yıldır Scuderia Ferrari ekibinin bir parçası olmaktan gurur duyduğunu sözlerine ekledi. Uzun bir aradan sonra Türkiye’de gerçekleşecek olan Grand Prix’nin konusu açıldığında Mattia Binotto, pistin zorlayıcı ancak bir o kadar güzel bir pist olduğundan ve Formula 1’in tekrar İstanbul’da gerçekleşecek olduğu için büyük heyecan duyduklarını ifade etti. Oturumda Shell ve Scuderia Ferrari arasındaki inovasyon işbirliğine dair önemli detaylar da katılımcılarla paylaşıldı.

“İstanbul gibi bir yerde sessizliğin size gelmesini bekleyemezsiniz”

Kuzey Kutbu’na desteksiz olarak erişen ilk iki insandan biri olan Norveçli kâşif, yayıncı, yazar, avukat, koleksiyoner, girişimci ve siyasetçi Erling Kagge, bu deneyimiyle ilgili olarak; “Kutuplara sessizliği keşfetmek için gittim. Sessizlik dersi aldım bu gezilerde. İç sessizlik insanı fazlasıyla düşünmeye itiyor. Sonra doğayla bütünleştim. Sessizliğin böyle bir önemi var. Herkes kendi içindeki sessizliği bulabilir” dedi. “İstanbul gibi bir yerde sessizliğin size gelmesini bekleyemezsiniz” diyen Kagge, “hepimizin içinde kendi sessizliğimiz var ve bu çok önemli. Kitabımı yazarken sessizliğin tersi nedir diye düşündüm ve sessizlik değil, gürültü olduğunu anladım. Gece çok fazla ışık olduğu için yıldızları görememek bile benim için gürültüdür. Bir gürültü dünyasında yaşıyoruz. Bu çok yıpratıcı. Kaçırma korkusu var bu çağda. Her zaman erişilebilir olma durumu çok korkutucu. Düşünmeye zaman ayırmalıyız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.