TEKNOLOJİ

DigitalAge | 17.08.2018 - 11:00

Sürücüsüz otomobiller yollara çıkmaya hazırlanıyor

Otomotiv sektörü global düzeyde 4 trilyon dolarlık hacmiyle dünyanın en büyük sektörlerinden biri. Bu kadar büyük bir sektörün hızlı bir dönüşüme girmesi ciddi sarsıntılara da sebep olacak. Üstelik bu dönüşüm sadece otomobil kullananları ya da motorlu araç üreticilerini ilgilendiren bir süreç değil. Yaşanacak dönüşümün pek çok farklı sektörde çok ciddi yıkıcı sonuçları olacak.

Facebook
Twitter
Linkedin
+

Çocukluğumda bir otomobilde bulunabilecek en teknolojik özellik elektrikli camlarıydı. Yaşadığım mahalleye o dönemki yeni model bir Renault 12 geldiğinde, camına yapışır elektrikli cam açma düğmelerine hayranlıkla bakardık.

Aynı dönem tek kanallı devlet televizyonumuzda yayımlanan Kara Şimşek dizisinin oldukça popüler olduğu dönemdi. KITT adlı yapay zekâ, aracı otonom olarak kullanır, aracın sürücüsü Michael Knight’la sohbet eder, hatta uzun mesafelerden havalanıp atlayarak geçebilirdi.

Aradan geçen yıllarda otomobillere pek çok yüksek teknoloji entegre edildi, ulaşım araçlarımız çok daha konforlu, güvenli ve akıllı hale geldi. Ancak Kara Şimşek dizisinin hayal dünyasına bu kadar yakın olduğumuz bir dönem hiç olmamıştı.

Otomotiv sektörü, Elon Musk ve onun daha 15 yıl önce var olmayan otomotiv firması Tesla Motors’un öncülüğünde “elektrikli araçlara”, bir otomobil firması bile olmayan Google’un öncülüğünde ise “sürücüsüz araçlara” doğru büyük bir dönüşüm sürecine girdi. Hatta, drone teknolojisinin gelişmesiyle birkaç bağımsız üreticiyle beraber Airbus, Boeing gibi havacılık devleri, Uber gibi yeni nesil ulaşım şirketleri “uçan otomobil” hayalini de gerçekleştirme yolunda önemli aşamalar kat ettiler.

Tüm bunlar pek çoğumuza hâlâ hayal ürünü gibi gelse bile önümüzdeki 5-15 yıl içinde otomotiv sektöründe yaşanan bu dijital dönüşümün tam ortasında kalacağız.

Dönüşüm kaçınılmaz

Tesla’nın öncülüğü ve çevresel kaygıların da etkisiyle otomotiv sektöründe öncelikle hibrit, ardından hızlı bir şekilde de elektrikli otomobillere geçiş konusunda ciddi bir yönelim var. Pek çok gelişmiş ülke 2035-40’lı yıllarda fosil yakıtlı otomobilleri tamamen yasaklama yoluna gideceğini açıkladı bile.

Gerekli altyapının sağlanması ve yasal mevzuatların sağlanmasıyla sürücüsüz araçların da çok kısa bir süre sonra yollarda olacağını öngörmek zor değil.

Otomotiv sektörü global düzeyde 4 trilyon dolarlık hacmiyle dünyanın en büyük sektörlerinden biri. Bu kadar büyük bir sektörün hızlı bir dönüşüme girmesi ciddi sarsıntılara da sebep olacak.

Üstelik bu dönüşüm sadece otomobil kullananları ya da motorlu araç üreticilerini ilgilendiren bir süreç değil. Yaşanacak dönüşümün pek çok farklı sektörde çok ciddi yıkıcı sonuçları olacak.

Elektrikli ve sürücüsüz araçların yollara çıkması otomotiv endüstrisi ve yan sektörleri bir yana, tarımdan madenciliğe, üretimden enerjiye, lojistikten hizmet sektörüne onlarca farklı sektörü dönüştürecek.

Bu dönüşüm büyük işlem hacmi olan firmalarda maliyetleri düşürecek, gündelik yaşamımızı kolaylaştıracak, bize daha güvenli ve konforlu bir hayat sunacak, trafikte boşa harcadığımız zamanları geri verecek, çevre dostu yapısıyla belki de dünyamızı kurtaracak. Ancak aynı zamanda milyonlarca insanın işsiz kalmasına da sebep olacak.

Dönüşüm yaşayacak pek çok sektör var

Otonom araçların yüksek teknoloji içerikli sistemi ve yüksek güvenlik ihtiyacı önümüzdeki dönemde satış sonrası servis istasyonlarında ve yedek parça temininde ciddi dönüşümlere sebep olacak.  Müşterilerin orijinal ürünü tercih etme ihtimali daha yüksek olacak. Hatta yasal mevzuatlar belki de bu durumu mecbur kılacak.

Tam otonom araçların devreye girmesi sigorta sektöründe de dönüşüme yol açacak. Trafikte insan unsurunun ortadan kalkmasıyla birlikte sigorta şirketlerinin müşterileri de değişecek. Muhtemel yaşanabilecek kazalarda sorumluluk artık araç sahibi ya da sürücüye değil, üreticiye yüklenecek.

Lojistik sektöründe sürücüsüz kamyonlar işgücü, işletme ve yakıt maliyetlerini düşürecek. Otoyollarda konvoy halinde ilerleyecek kamyonlar minimum yakıtla maksimum yol alacaklar. Milyonlarca kamyon şoförü işsiz kalacak. Bu dönüşümle beraber şüphesiz yeni iş alanları da açılacak.

Kargo, kurye ve dağıtım sektörleri kökten dönüşecek. Otonom kamyonlar bir yana, insansız hava araçları ve robot araçlarla dağıtım yaygınlaşacak. Amazon, Dominos Pizza, UPS gibi firmaların drone’larla paket teslimatı yapmak için geliştirdikleri konsept projeler son dönemde sık sık medyada karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle e-ticaret sektörünü yakından ilgilendiren bu dönüşümle, siparişten son teslimata, sıfır insan müdahalesiyle paket teslimatı gerçekleşecek.

Yakın dönemde fosil yakıtlar oyun dışında kalacak. Tabii ki, fosil yakıtlara bağımlı elektrik üretimi bir süre daha devam edecek. Ancak çok da uzak olmayan bir gelecekte pek çok petrol istasyonunun yerini şarj istasyonlarının aldığını göreceğiz.

Bugün yeni doğan bir çocuğun, hiçbir zaman ehliyet sahibi olmaya ihtiyaç duymayacağını öngörmek çok da sürpriz olmaz sanırım. Nitekim bu durum eğitim sektörünü de etkileyecek, ehliyet sınavları ortadan kalkacak, sürücülere yönelik kurslar ve sınavlar da zaman için de yok olacak. Otomobil kullanmak tıpkı ata binmek gibi özel bir alanda ve zamanda gerçekleştirilen bir hobi etkinliği haline dönüşecek.

Değişen ulaşım trendleri

Bugün ABD, Çin, Almanya, Fransa vb. pek çok ülkede sürücüsüz otobüsler, minibüsler seferler düzenlemeye başladılar. Bunların çoğu henüz test aşamasında olsa da kimisi yolcu taşımaya başladı bile.

Yakın dönemde ise otomobil sahipliğinin sorgulanmaya başlanacağı, sahip olmak yerine paylaşmak fikrinin ağır basacağı bir döneme gireceğiz.

Bugünkü Uber, Lyft gibi araç paylaşım sistemleri ve otomobil firmalarının kendi otonom filoları ulaşım sisteminin ana omurgasını oluşturacak.

İşin ticarî yönü ve insanların otomobil sahip olmaya karşı duyduğu tutku şüphesiz yadsınamaz. Ancak yeni nesillerin tüketim alışkanlıklarının farklı olacağını da öngörmek lazım. Özellikle büyük şehirlerde trafik ve otopark problemlerinden bunalmış geniş kitlelerin, kullandığı kadar ödeyeceği bir sistemle ulaşım ihtiyaçlarını karşılaması sürpriz olmaz.

Böylece evinin önünde günün yüzde 90’ını bekleyerek ve masraf yaratarak geçiren bir otomobile sahibi olmanın pek de anlamı kalmayacak. Benzin, sigorta, bakım, yedek parça, vergi, otopark vb. masraflarla uğraşmaktansa bir aplikasyon aracılığıyla çağırdığımız otonom araç evimizin önüne gelecek, bizi istediğimiz yere bırakıp kendi otoparkına dönecek ya da başka bir müşteriye gidecek.

Tüm dünyada aşamalı olarak gerçekleşecek bu dönüşümle daha az trafik kazası yaşanacak, kazalarda insanlar ölmeyecek. Daha az sayıda ve daha çevreci araçlar karbon emisyonlarında azalma anlamına gelecek. Trafik azalacak, kendimize ayıracağımız zaman artacak. Şehirler daha yaşanılabilir mekânlar haline gelecek.

Otomotiv devleri yeni trendleri takip ediyor

Aslında otomotiv sektörü ulaşım trendlerinde yaşanacak bu dönüşümden en fazla zarar görecek sektör gibi gözükse de, global otomotiv şirketlerinin değişimle mücadele etmeyi değil, değişimi kucaklamayı tercih ettiğini görebiliyoruz. Dünya devleri yakın gelecekte meselenin otomobil satmak değil, ulaşım deneyimi pazarlamak olduğunu net olarak görebiliyorlar.

FIAT Chrysler Dijital Pazarlama ve Müşteri İlişkileri Direktörü Giuseppe Moder yaptığı bir açıklamada şöyle diyor: “Artık otomobil üreticisi olmak bir anlam ifade etmiyor. Benim sizlere ‘ulaşımda entegre bir çözüm’ sunuyor olmam gerekiyor.”

Dünya otomotiv devleri değişen ulaşım trendlerine uygun çözümlerini bir süredir kullanıcılara sunmaya başladı. Mercedes ve Smart üreticisi Daimler, Almanya, ABD, Kanada, İspanya, Çin, Avusturya ve Hollanda’da aktif “Car2Go” otomobil paylaşım sistemiyle kısa süreli otomobil kiralama servisi sağlıyor. Şehrin belirli bölgelerine dağılmış otomobillerden istediğinizi, bir aplikasyon aracılığıyla, haritadan bulup, şifreyle araca girip, kullanıp, işiniz bittiğinde otomobili istediğiniz yerde bırakabiliyorsunuz. Sadece kat ettiğiniz kilometre veya kullandığınız dakika karşılığı bir ödeme yapıyorsunuz. Yakıt yok, sigorta yok, vergi yok.

Benzer şekilde BMW, Sixt kiralama firmasıyla beraber hayata geçirdiği “DriveNow” projesiyle belirli Avrupa ülkelerinde, FIAT ise “Enjoy” adlı projesiyle İtalya’da kısa süreli araç kiralama sistemi sunuyor.

Bir başka otomotiv devi Nissan ise yeni jenerasyon otonom ve elektrikli Nissan Leaf araçlarıyla Easy Ride isimli paylaşım sistemini Japonya’da devreye aldı. Şirket henüz test aşamasında olsa da 4,5 kilometrelik bir rotada otonom araçlarla hizmet veriyor.

Aslında tüm bu firmalar bir sonraki aşamaya, tamamen otonom araçlarının yollara çıkacağı döneme hazırlık yapıyor. Nitekim Mercedes-Benz 2020 yılında, kendi otonom araçlarından oluşan bir filoyla sürücüsüz taksilerinin yollarda olacağını açıklamıştı. Aynı şekilde BMW, Ford, General Motors gibi firmalar yaptıkları açıklamalarda birkaç yıl içinde sürücüsüz otomobil filolarının yollarda olacağını belirtiyor.

Türkiye’de durum

Otomobil teknolojisi, tasarımı, kullanım kolaylığı değişiyor, batarya ömrü gibi yeni meseleler ortaya çıkıyor. Daha önce otomotiv sektöründe yer almamış teknoloji firmalarının sektöre girmesi kolaylaşıyor. Bu durum yeni dönemde otomotiv devleri için bambaşka stratejiler, yeni planlar, ortaklıklar ve yatırımlar anlamına geliyor.

Tüm bu gelişmelerse Türkiye’yi ve ekonomik istikrarını çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü otomotiv Türkiye’nin ihracatta lider sektörü. Ülke ekonomisine en büyük katma değeri sağlayan ve milyonlarca insana istihdam sağlayan sektörde üretilen araçların yüzde 80’e yakını ihraç ediliyor. Üstelik tüm bu ihracatın yüzde 75’i Gümrük Birliği ve konum avantajı gibi sebeplerle Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleşiyor.

Bu noktada Türkiye’deki otomotiv ve yan sektörlerinin hızlıca çözüm bulması ve adapte olması gereken meseleler var.  Örnek vermek gerekirse elektrikli otomobiller, geleneksel içten yanmalı motora sahip bir otomobile göre 3’te 1 oranında daha az parçaya ihtiyaç duyuyor. Üstelik bu araçların üretiminde yüksek teknoloji içeren parçalar ve yazılım çok daha fazla öne çıkıyor.

Türkiye’de üretim yapan global otomotiv devleri bu dönüşüme adapte olma sürecinde, yerli tedarik zincirinde ciddi sıkıntılar yaşayabilirler. Yaşanan hızlı dönüşüme hazır olmayan yan sanayi üreticiler sektörde ciddi gelir kayıplarına, tıkanmalara ve krizlere sebep olabilir. Bu noktada özel sektörle birlikte devletin de radikal adımlar atması, özellikle de önümüzdeki 5-10-20 yılda sektörü ileriye taşıyacak beceriye sahip, donanımlı bir işgücünün yetiştirilmesi için acil eylem planı oluşturulmalıdır.

 

Ozan Onat

Gazeteci/Yazar