TEKNOLOJİ

DigitalAge | 27.01.2020 - 10:43

Dijital minimalizim: Teknolojik doz aşımına akut tedavi

En son ne zaman cep telefonunuzu yanınıza almadan dışarı çıktınız. Farkında olmadan Instagram ya da Twitter’da saatlerce zaman mı geçiriyorsunuz. Telefonunuzun ekran süresi  raporlarında sosyal medya uygulamaları açık ara birinci mi. Tüm bunlara cevabınız ‘evet’ ise kuvvetle muhtemel siz de bir ekran bağımlısısınız.

Sosyal medya şirketlerinin ekmeğini yediği dikkat ekonomisinin mağdurlarından biriyim. Kuvvetle muhtemel siz de öylesiniz. ‘’Bugün modern hayatlarımızı şekillendiren en büyük faktör nedir,’’ sorusuna ‘ekranlarımız’ diye cevap veriyor, New York Üniversitesi akademisyenlerinden, Adam Alter. Televizyonumuz, bilgisayarımız, tabletler ve pek tabii cep telefonlarımız, birbirimizle olan bağlantıların merkezine oturmuş durumda. En son ne zaman cep telefonunuzu yanınıza almadan dışarı çıktınız. Boşta kaldığınız her an eliniz telefonunuza mı gidiyor. Farkında olmadan Instagram ya da Twitter’da saatlerce zaman mı geçiriyorsunuz. Telefonunuzun ekran süresi  raporlarında sosyal medya uygulamaları açık ara birinci mi? Tüm bunlara cevabınız ‘evet’ ise kuvvetle muhtemel siz de bir ekran bağımlısısınız. Ekran bağımlılığı yaşamlarımızın kontrolünü nasıl ele alıyor? Aklı selim teknolojistler bu bağımlılığa karşı ne gibi önlemler alıyor? Teknolojik bağımlılıklarla mücadele yöntemleri neler? Gelin birlikte göz atalım.

Ekran bağımlılığı nedir?

Bağımlılık, tüm zararlı sonuçlarına rağmen, ödüllendirici etkilerin cazibesine kapılıp, belirli davranış kalıplarını istemsizce tekrarlamaktır. Bağımlılık dediğimizde akla ilk gelen sigara ve alkol tüketimiyle ilgili olanlar. Lakin, teknoloji kullanımıyla ilgili gizli bağımlılıklarımız, biz farkında olmadan, yaşamımızın kontrolünü çoktan ele geçirmiş durumda. Üstelik bunlar toplumsal bağımlılık haline geldiğinden, çoğu zaman durumun ciddiyetinin farkında bile olmuyoruz. Sosyal medya kullanımının dünya ortalaması iki buçuk saate yaklaşmış durumda. Bazı gençler, günde dokuz saatini sosyal medyada geçiriyor. Dünyada iki yüz milyon kişinin internet ve sosyal medya bağımlısı olduğu tahmin ediliyor. Günde beş saat ve üstünü sosyal medyada geçiren gençlerin diğerlerine oranla iki kat daha çok depresyon sinyalleri verdiği söyleniyor. İnsanların yarısı direksiyon başında sosyal medya hesaplarını kontrol ederken yakalanmış. Akıllı telefon sahiplerinin yüzde 71’i telefonuyla yatağa girdiğini ya da telefonlarını başucuna koyarak uyuduğunu ifade etmiş. Bunların bazıları ya da hepsi size de tanıdık geliyorsa eğer, büyük ihtimalle siz de toplumumuzun önemli bir kısmı gibi, ekran bağımlısısınız.

Ekran bağımlılığı ve depresyon ilişkisi

Türkiye’de de internet kullanımı ve depresyon arasındaki ilişkileri sorgulayan pek çok akademik araştırma mevcut. Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalarda günlük beş saat ve üzeri sosyal medya kullanan gençlerin asosyal olma eğilimli oldukları ve benlik çatışması yaşadığı ifade ediliyor. Gördüğüm araştırmaların geneli sosyal medya bağımlılığı ve depresyon arasındaki ilişkinin kuvvetli olduğu yönünde.

‘’Aslında bağımlılığımızın sebebi tembel ve miskin insanlar olmamızla alakalı değil. Ekranların esiriyiz çünkü, burada milyarlarca dolarlık bir davranış değiştirme ekonomisi mevcut,’’ diyor eski bir Google çalışanı olan Tristan Harris. Evil gamification (Kötücül oyunlaştırma) ve Beyin hackleme ile kötücül davranış değiştirmeye maruz bırakıldığımız bir gerçek. İlgi ekonomisinin öncüleri, milyarlarca dolarlık Ar-Ge çalışmalarıyla davranışlarımızı yeniden yapılandırmanın yöntemleri araştırılıyor. Hatta bu çalışmalar dünyanın en iyi üniversitelerinden destek alınarak yapılıyor. Stanford Üniversitesi’nin ikna teknolojileri laboratuvarı bu alandaki meselelerin nerelere gidebileceği ile ilgili akademik çalışmalar yapıyor.

Beyin hackleme yöntemleri

Akademisyen, yazar Adam Alter’ın 2017’de ‘Irresistible’ kitabında ilgi ekonomisi şirketlerinin dopamin bağımlılığımızı nasıl tetiklediğini yazmış. Dopamin, beyindeki ödül ve haz duygusunu tetikleyen nörotransmitter olarak biliniyor. İnsan beyninde dopamin salgılamasını tetiklemek için iki ana yöntem bulunuyor: Aralıklı olumlu pekiştirme ve toplumsal onay dürtüsünü tetikleme. Aralıklı olumlu pekiştirme, 1970’lerde Michael Zeiler’in meşhur güvercin deneyiyle ortaya koyduğu gibi ne zaman verileceği öngörülemeyen ödüller, belli bir düzen içinde verilen ödüllere göre çok daha fazla dopamin salgılattığını ve cezbedici olduğunu söylüyor. Sosyal medya uygulamalarındaki beğen butonu ve bildirim ekranları direkt buraya hizmet ediyor. Toplumsal onay dürtüsü ise gücünü yetersizlik hissi, toplum dışına itilmişlik hissi ve meşhur FOMO (Kaybetme Korkusu) ile tetikleniyor.

Teknolojinin azı karar, çoğu zarar

Dijital Minimalizm kitabının yazarı Cal Newport, akıllı telefonlar için cebimizdeki kollu kumar makinesi metaforunu kullanıyor. Sürekli bir merak ve haz peşinde gerçek benliğimizle aramıza bir duvar ördüğümüzü söylüyor. Dijital minimalizm trendi, hayattaki en değerli para birimimiz olan ve hiçbir geri ödemesi olmayan, zamanın kontrolünü eline almak isteyen insanların başlattığı bir akım. Dijital minimalistler, herhangi bir teknolojiyi yaşamına almadan evvel iyi bir fayda ve maliyet analizi yapıyor. Çoğunun bildirimleri kapalı. Sosyal medya ve çeşitli oyunlar gibi  bağımlılık yaratacak uygulamalara karşı mesafeliler.

Telefonsuz bir hafta deneyin

Cep telefonumla ilişkime bir çeki düzen vermek için ben de geçtiğimiz aylarda bir deney ve gözlem gerçekleştirdim. Bir hafta boyunca cep telefonumdan ayrı yaşayabilecek miyim diye baktım. Sevdiklerime, müşterilerime ve diğer tanıdıklarıma bir hafta boyunca telefonumun kapalı olacağını ancak, benimle e-posta üzerinden rahatça iletişim kurabileceklerini bildirdim. Bazı tepkiler de oldu tabii… Kıssadan hisse, bu zorlu haftanın sonunda, cebimde her daim iyi bir kamera, navigasyon, müzik dinleme cihazı ve iyi bir not tutma uygulamasına ihtiyacım olduğuna ikna oldum. Whatsapp’sız bir hayatın henüz benim için mümkün olmayacağını ancak, bildirimler olmaksızın, tıpkı e-postalarımda yaptığım gibi günde birkaç kez bakarak, oradaki iletişimin devamlılığını da sağlayabileceğimi fark ettim. Twitter ve Instagram’ın da mutluluğum üzerinde bariz negatif bir etkisi olduğuna bu bir haftalık detoks sürecinde ikna oldum. Bir ara Twitter ve Instagram’ı cebimden silip sadece bilgisayardan kullanmaya başlamıştım. Zamanla tekrar cebe yüklemek gerekli olmuş. Fakat bu yazıyı yazarken Instagram ve Twitter’ı cebimden silmek ve sadece bilgisayarımdan kullanmak için yeniden bir adım atmayı planlıyorum. Zaman, geri ödemesi olmayan sahip olduğumuz en büyük değerimiz. Öyle her oyuna, her uygulamaya ve teknolojiye verecek ilgimiz ve zamanımız yok. Söz konusu teknoloji olduğunda da azı karar, çoğu zarar. Belki bildirimleri kapatarak siz de dijital minimalistler dünyasının kapısından bakmayı düşünebilirsiniz.

Hakan Akben, Stratejik Pazarlama ve Teknoloji Trendleri Danışmanı