REKLAM & PAZARLAMA

DigitalAge | 18.09.2019 - 11:38

Öğrenilmiş hayranlık, öğrenilmiş çaresizlikten tehlikelidir

Devşirme şirket kültürleri, müslüman mahallesindeki salyangozların global prensipleri derken çekirdekte gizlenmiş en büyük sorun, istihdamın kanseri sadakat!

Rol model arayışı, kahramanlara ilgimiz, başarıları abartmamız farkında olmadan tekrarladığımız davranışlarımız. Öğrenilmiş çaresizliğin tehlikesini bugün Türkiye’nin mikro ve makro tüm katmanlarında, sektörlerinde ve organizasyonlarında görebiliriz. Herkes bir sorun olduğunu biliyor bunu zikrediyor ama öteye gidemiyor. Tarihi bu kadar başarılarla dolu bir ecdadın yaşadığı düşüşlere reaksiyonu çoğu zaman sarkastik düzeyde oluyor. Şu sinirden gülüyorum durumu bizim için gerçek. Hepimiz aslında sinirden gülüyoruz. Yenilgiyi ya da en son bırakılan yerde saymayı kabul etmek her zaman zor oluyor. Cesaret edip bir adım öne çıktığımız çoğu konu hakkında beylik laflar etmeden önce daha önce oraya gelenlerden alıntılar yapıyoruz. Adeta alıntı yapma şampiyonuyuz.

Enver Paşa’nın Alman hayranlığı devam ediyor

1.Dünya savaşına girme nedenlerimizi sıralarken bana 12 yaşımdan beri en saçma gelen neden ‘’Enver Paşa’nın Alman Hayranlığı’’ maddesiydi. Bir yönetici neden bir hayranlık nedeniyle böyle bir karar vermeye yaklaşırdı. Aklım almıyordu. Bunun birebir örneğini geçtiğimiz hafta global bir markanın Türk yöneticisinin ağzından duyunca bu geleneğin devam ettiğine acı bir şekilde tanık oldum.

Türk markaları ile çalışmayı düşünmüyorum

Bunu Silikon Vadisi’nde bir Amerikalı değil bizzat Türk bir CTO’nun ağzından duyunca durumun vehametini bir defa daha kavradım. Brand Finance’in 2018 raporuna göre en değerli üç Türk markası THY, Türk Telekom ve Aselsan. THY’nin değerlemesi 2,042 milyar dolar olurken son bir yılda yüzde 91 ile en büyük ölçekte yükselişi Aselsan gerçekleştirmiş. Bu üç güzide markanın uluslararası arenalardaki yerleri hakkında ezberlediğimiz polemik konularına girmeden, naçizane sorunu saptamaya çalışacağım. Odağımdaki sektör, teknoloji. Zira benim uzun zamandır gündemimi meşgul ediyor. Türkiye’de teknoloji pazarlamaya niyetliyseniz bunlar gece 1’de uykunuzu kaçırmaya başlayacaktır.

Konunun etrafından dönüyoruz

Sanayi 4.0 seslerinin yükseldiği günlerde çıkış reçetemizin teknoloji ihracatında olduğunu sık sık duymaya başlasak da, bugün hatırı sayılı bir sürü teknoloji ve inovasyon organizasyonunda tüm içerik inovasyon kelimesini cümle içinde kullanmaktan öteye gitmiyor. Bu organizasyonlarda hunharca proje konuşalacağına, inovasyon yaptım diyen şirketleri alkışlıyoruz. Neyin inovasyonu diye sormaya ve kavramla birlikte teknik olarak projeleri sorgulama fazına geçmemiz lazım gelirken elbette ki terminolojiden çok inovasyonun kendisini konuşmalıyız.

Tedarikçi veya bayi olmak bize yetiyor

Komisyonculuk kanımıza işlemiş. Anahtarları belinde gezen emlakçılar gibi prim, komisyon usülü teknoloji satmak bizi teknoloji sektöründe çalıştığımızı zannettiriyor. Bunu yaparken de kendi sektörümüzü rekabet kurallarına tecavüz edercesine kirletiyoruz. Adil bir ekosistem olmasını hayal etmiyoruz (birkaç idealistin dışında) ama en azından oyunu adabına göre oynayalım. Müşteriyi verdiği hizmetin kalitesiyle alan şirketleri konuşalım. Hal böyleyken tedarikçinin kendisi olmak, alanında uzmanlaşmak gibi olgular out, çılgınca outsource etmek in.

Dram seviyor ve kaçmayı (yırtmayı) hayal ediyoruz

Google’a en başarılı Türkler yazdığınızda çıkan sonuçların adresleri hep okyanus aşırı. Burada filizlenip, hak ettiğimizi alacağımız ülkelere kök salmaya çalışıyoruz. Bunun için milyon tane haklı sebep var elbette ki farkındayım. Burada elini taşın altına koyması gerekenlerin aslında uygun çalışma ortamı sağlayıp, insanların heveslerini kursaklarında bırakmamalarına olanak sağlamakla yükümlü olan işverenler olduğunun da altını çizelim ve asıl konuya gelelim.

Vefa nasıl bir semt adıysa ‘’Agile ve şirket kültürü’’ kavramları da bir o kadar ofis dekorasyonu

Devşirme şirket kültürleri, müslüman mahallesindeki salyangozların global prensipleri derken çekirdekte gizlenmiş en büyük sorun, istihdamın kanseri, sadakat! Son yıllarda ‘işveren markası’ kavramı ile yükselen şirket kültürü, Silikon Vadisi’nin ayak sesleriyle dilimize pelesenk olmuş ‘’Agile’’ yönetim şekli ne kadar doğru ve samimi ete kemiğe bürünüyor buna bakmak lazım. İçinde bulunduğumuz çağın, gelmekte olan değil şu an yanı başımızda olan yeni jenerasyonun gereksinimlerine gerçekten ne kadar hazırız? Multitask, T Shape gibi bir sürü insan kaynakları terminolojisinin uçuştuğu günlerde üst düzeyden, asistanına herkesin birbirine tahammül seviyesi hepimiz için birer sınav oluyor. Yetenek ve sosyal beceri birkaç sene önce beş birim önemliyken şimdi 15 birim daha önemli. Şirketlerin kültürleri, çalışanlarının sadakat ve tahammülleriyle sürekliliğe kavuşuyor olması tesadüf değil.

Tuğçe Çotuk, PeakUp Pazarlama Stratejisti