Skip to main content

Dilenen göçmenlerle hepimiz her gün karşılaşıyoruz… Peki ötesi?

girişimcilik ve mülteci dramı

Akşam geceye çalarken ailecek hareket haline geçenler görüyordum, fakat kaçınıza denk geldi bilmiyorum, birkaç hafta önce, bir okul servisine 30 kişinin bindirilmeye çalışılmasına ilk kez denk geldim. Kaçı gitmek istedikleri yere ulaşabildi acaba? Büyük bir insanlık dramı ile karşı karşıyayız. Üstelik bu büyük göç dalgası, ülkemizde de insanî olmayan tepkiler hatta davranışlara maruz kalıyor. “Suriyeli istemiyoruz” diyen pek çok yerleşim yeri var, Suriyeliler’e insan muamelesi yapmadan ‘çalıştıranlar’ da çok.

Bu yazı yazılırken Halep’ten göç dalgasının artacağı korkusu büyüyordu. Kısacası Türkiye olarak mültecilerle uzun süre birlikte olacağımızı kabullenmemiz ve bu yeni gerçekliğe göre pozisyon almamız gerek. Zira uluslararası yardım kuruluşları bile yetersiz, güçsüz, etkisiz hatta ilgisiz kalıyor. Çünkü alışık olunmayan bir göç dalgası söz konusu. Sadece yoğunluk açısından değil…

girişimcilik

Afrika ya da Güney Asya ülkelerinde katliamlardan kaçanlardan farklı olarak, Suriye göçmenleri daha ‘bağlantılı’. Çoğunda basit de olsa akıllı telefon var, başka ülkelerdeki akrabalar, tanıdıklar ile temasa geçip kararlar alıyor, hedef belirliyor, en önemlisi hayatta kalmak için dışardan bir ‘acil durum’ kişisi belirleyebiliyorlar. Deniz ortasında WhatsApp’ten konumunu atıp sahil güvenlik botlarınca kurtarılanlar oluyor! Akıllı telefonlardan deniz ve hava durumuna göre karar alıp hareketlerini sürdürüyorlar. Suriye’den Batı Avrupa, hatta Atlantik ötesi gibi uzun bir hedef tutulduğundan çok hızla hareket eden bir göç karşısında dijital, mobil çözümler önem kazanıyor. Facebook, WhatsApp ve Google Maps mültecilerin yoğun kullandığı araçlar ama yeteri kadar yardımcı, organize bilgi platformları değil.

Bugüne kadar büyük yardım örgütleri kamplar kurmak, çadırlarda yemek ve sağlık hizmeti sunmakta deneyim kazanmışken hızlı bir dönüşümü başarıyla göstermelerini beklemek pek kolay değil. Daha küçük yapılanmaların da desteklenmesi gerekiyor.

girişimcilik ve mülteci dramı2

Mülteciler daha girişken

Birleşmiş Milletler de ‘hackathon’ veya kod günlerini desteklemeye başladı. Bu etkinliklerde mülteciler için çözümler geliştirmeye çalışan çoğu kâr amacı gütmeyen kuruluşlar pek çok projeyi hayata geçiriyor. Mesela mültecilerin kendilerini yeteneklerinden hobilerine kadar tanıttığı ve evlerini açmak isteyen Avrupalılar ile eşleştiği Refugees Welcome gibi. Mültecilerin bulabileceği işleri listeleyenler de var.

Ama ötesinde mültecileri ekonomilerine yenilikçi, yaratıcı güç potansiyeli olarak görenler dikkat çekici. İşsizlik yüzde 22 olmasına rağmen Finlandiya’da Startup Refugees koordinatörü bu bir ‘beyin gücü kazancıdır’ diyor. Geçen yıl 30 bin mülteci gelen ülkede bu fikri destekleyen 250 şirket ve grup bulunuyor. Bölgesel mentorluk, mülteci karşılama/bekleme tesislerinde yeni mikro-işlerin doğmasına katkıda bulunuyor.

Startup Boat da, girişimciler, ‘VC’ler ve McKinsey, Facebook gibi şirketlerden yöneticilerin desteklediği bir başka oluşum. Çıkan projelerden First-Contact.org oldukları yerde nasıl kimlik kartı edinebileceklerinden ulaşım ve sağlığa bilgiler aktarıyor göçmenlere. Böyle ‘startup’ benzeri yapılanmalar, az maddî ve insanî kaynak ile problem çözmek gerektiğinde, onlarca yıllık kurumlardan daha hızlı denemeler yapabiliyor, ki mülteci krizi tam böyle bir durumda.

Üstelik göçmenler de bir nevi girişimci. İçlerinde bulundukları ortamdan memnun olmayarak zorlukları göze alarak, kendilerine fırsat yaratmak için yola çıkan kişiler! Hem de çoğu eğitimli, kültürlü, üretken, genç-orta yaşlarda. ABD’de nüfusun 13’ü başka ülkede doğmuşken 2006-12 arasında kurulan teknoloji ve mühendislik firmalarının yüzde 24’ünün kurucusu göçmen.

Art niyetli yayınlanmış bile olsa, ‘Türk tekstil şirketleri Suriyeli çocuk çalıştırıyor” gibi haberlere kaynak olmak yerine, hem mültecilerin hayatlarına dokunmak, hem de ülkede olası sosyoekonomik sürtüşmeleri azaltmak için girişimcilerimizin göçmen girişimcilere el uzatması önemli…