TEKNOLOJİ

DigitalAge | 17.08.2020 - 10:14

Koronavirüs günleri, iklim değişimi için harekete geçmenin tam zamanı    

McKinsey uzmanlarının hazırladığı yol haritası, beş temel alanda gerçekleştirilecek kökten dönüşümlerle iklim değişiminin durdurulabileceğini ortaya koyuyor.

Covid-19 küresel salgını, yaşamın tüm alanlarında radikal bir değişimi beraberinde getiriyor. Uluslararası yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey & Company, bu süreci küresel iklim değişikliğini göz ardı etmeden şekillendirmenin ve Covid-19 sonrası yeni dönemi buna göre tasarlamanın ‘hayati’ önemini vurguluyor. Bu kapsamda McKinsey uzmanlarının hazırladığı yol haritası, beş temel alanda gerçekleştirilecek kökten dönüşümlerle iklim değişiminin durdurulabileceğini ortaya koyuyor.

Bilim insanları, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini engellemek için sıcaklık artışının 1,5°C sınırında tutulması gerektiğini belirtiyor. Derinlemesine analizler sonucunda şirket araştırmacıları, 1,5 derece hedefi için bir yol haritası hazırladı. Bu rehber, gelecek 10 yılda gıda ve orman alanları, elektrifikasyon, endüstriyel adaptasyon, temiz enerji ve karbon pazarı olmak üzere beş temel alanda emisyonların azaltılması için gerekli radikal eylemleri ortaya koyuyor.

McKinsey, bu kapsamda her bir birey ve kurumun ortak hareketine ihtiyaç duyulacak bu süreç için 1,5 derece hedefine dair yol haritasını içeren bir çalışma hazırladı. Küresel çapta veriler ve analizlerle hazırlanan bu rehber, güçlü inisiyatiflerin oluşturulması ile geniş çaplı karbonsuzlaşma eylemlerini içeriyor. Bu, kurumların alacağı aksiyonlar kadar bireylerin gıda ve ulaşım gibi temel alışkanlıklarında kökten değişimler yapmalarını da gerektiriyor. Bu doğrultuda McKinsey harekete geçmeyi kolaylaştıracak öneriler ve çözümler geliştirmeyi bir sorumluluk olarak ele alıyor.

1. Gıda ve orman alanlarında dönüşüm

1960’larda başlayan tarım devrimi sayesinde makineleşme, gübreleme ve yüksek getirili ürünlerle birlikte gıda ve tarım sistemleri büyük ölçüde üretkenliğe sahip. Ancak bu üretim, aynı zamanda yoğun bir karbon salınımına neden oluyor. Metan ve azot oksitle birlikte tarım endüstrisi, her yıl küresel sera gazı salınımının yüzde 20’sini tek başına yaratıyor. Buna artan nüfus da eklendiğinde tarım kaynaklı emisyonların, eğer bir dönüşüm gerçekleşmezse, 2050 yılına dek yüzde 15-20 oranında artacağı öngörülüyor. Dolayısıyla tarımda yeni ve sürdürülebilir üretim uygulamalarının ivedilikle hayata geçmesi şart.

Gıda endüstrisi içerisinde en yüksek emisyon yaratan (yaklaşık yüzde 70) büyük baş ve küçük baş hayvancılık ise 1,5 derece hedefi için dönüşümün zaruri olduğu alanlardan biri. Bunda küresel çapta beslenme alışkanlıklarının önemli bir rolü var ve bu alışkanlıkların sürdürülmesi halinde 2050 yılında küresel protein tüketiminde bu tip hayvancılığın yüzde 9 oranında yer alacağı öngörülüyor. Ancak iklim değişimini durdurmak için bu oranın yüzde 4’e indirilmesi gerek.

Tarımda iyi üretim uygulamaları ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi ise tek başına yeterli değil. Aynı zamanda gıda üretiminin üçte birinin kaybına neden olan gıda israfının önüne geçilmesine ihtiyaç var. 1,5 derece hedefi için bu kaybın yüzde 20’yi aşmaması gerekiyor. Gıda israfını önlemek, gıdaların üretimi, nakliyesi, dondurulması gibi süreçlerden kaynaklı emisyonların önüne geçeceği gibi çürüyen gıdaların yarattığı organik madde kaynaklı metan salınımını da engelleyecek.

Tüm bunlarla birlikte ormansızlaşma, genellikle tarım kaynaklı olsa da pek çok farklı nedene dayalı olarak iklim değişiminin önemli etkenlerinden biri olmaya devam ediyor. Küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 15’i ormanların yok olmasından kaynaklanıyor. Bunda bir ağacı yok etmek için kullanılan yöntemlerin atmosfere kattığı emisyon ve aynı zamanda o ağacın karbon salınımını engelleme potansiyelinin önüne geçilmesi rol oynuyor.

Ormanların korunması için tüm çabalara rağmen her yıl Yunanistan büyüklüğünde ormanlık alan yok oluyor. 2030 yılında 1,5 derece hedefine ulaşmak için tüm fosil yakıt emisyonları azaltılsa ve tüm endüstrilerde karbonsuzlaşma sağlansa dahi ormansızlaşmanın yaklaşık olarak yüzde 75 azaltılması gerekli. Bu hedefin daha uzun vadede sağlanması için bile ormansızlaşmanın 2030 yılına dek yarı yarıya azaltılmasına ihtiyaç var. Dolayısıyla bu konuda regülasyon, uygulama ve teşviklerin çoğaltılması önem taşıyor.

2. Elektrifikasyon ile enerji kullanımında dönüşüm

Elektrifikasyon ulaşımdan bina yönetimine pek çok kritik alanda karbonsuzlaşma için güçlü bir dönüştürücü olabilir.

Genel olarak petrole dayalı faaliyet gösteren karayolu ulaşımı endüstrisi -otobüs, kamyon, binek araç, iki ve üç tekerlekli araçlar- her yıl karbon emisyonunun yüzde 15’ini oluşturuyor. Bu emisyonun önüne geçilmesi içinse daha temiz kaynaklara ihtiyaç var.

En iyi senaryoda, bunun hızlı bir şekilde sağlanabilmesi ve 1,5 derece hedefine ulaşılabilmesi için temiz, yenilenebilir enerji kaynakları ile şarj edilen elektrikli araçlara (EV) geçişin ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekiyor. Böyle bir durumda içten yanmalı araç satışları toplam satışların 2030 yılında yaklaşık yüzde 50’sini, 2050 yılında ise yüzde 100’ünü oluşturacaktır.

Ancak burada önemli olan EV’lerin enerji kaynaklarının yeni bir emisyon üreticisi olmamasını sağlayacak elektrik ve hidrojen kaynaklarının yaratılması. Dolayısıyla otomotiv endüstrisinin şarj üniteleri teknolojilerini sürdürülebilirlik odaklı geliştirmeleri ve üretim ölçeklerini hızla artırmaları büyük önem taşıyor.

Ulaşımda bir diğer önemli etken ise kişisel araçların kullanımı. Şehir merkezlerine araçla girişin yasaklanması, özel araç vergilerinin artırılması gibi önlemlerle toplu taşıma ve araç paylaşımı gibi alternatiflere olan ilgi artırılabilir. Bu da 2030 yılına dek özel araçların kullanımının yüzde 10 oranında azaltılmasını sağlayacaktır.

Ulaşımda bu dönüşüm sağlanamazsa ya da daha geç gerçekleştirilirse ise 1,5 derece hedefi doğrultusunda karbon emisyonunun dengelenmesi için çok yoğun bir şekilde ağaçlandırma çalışmalarının yapılması gerekir.

Öte yandan elektrifikasyon, toplam karbon emisyonlarının yüzde 7’sini oluşturan binalarda da karbonsuzlaşmayı sağlayabilir. Mekan ve su ısıtma ihtiyaçları için kullanılan fosil yakıtlar bu emisyonun başlıca nedeni. Eğer temiz kaynaklar kullanılarak bu iki ihtiyaç elektrifikasyonla sağlanırsa, 2050 yılında, 2016’ya göre bu emisyon oranı yüzde 20 oranında azaltılabilir. Buna ek olarak merkezi ısıtma yaygınlaştırılır ve ısıtma ve yemek pişirme ihtiyaçlarında doğalgaz ile birlikte hidrojen ve biyogaz kullanılırsa, yüzde 40 daha emisyon azaltımı gerçekleştirilebilir.

Binalardaki bu dönüşüm için gerekli teknolojiler ise şu anda ekonomik bir şekilde kullanıma hazır. Ancak daha az verim sağlayan donanımları yerine yenisine yatırım yapmayı cazip bulmayan bireyler ve kurumların bu geçişi yapmak için teşvik edilmesi gerekiyor.

3. Endüstriyel operasyonlarda dönüşüm

Elektrifikasyonun çözüm sunabileceği alanlar ulaşım ve binalarla sınırlı değil. İnşaat, gıda, tekstil, üretim gibi düşük ya da orta ölçekli ısı ihtiyacı olan endüstriyel sektörlerin de hızlı bir şekilde operasyonlarına elektrifikasyonu entegre etmeleri önem taşıyor. 2030 yılında bu sektörlerde enerji ihtiyacının temiz enerji kaynaklarından sağlanması ve 2016 yılında yüzde 28 olan elektrifikasyon oranının 2050’de yüzde 76’ya yükseltilmesi, 1,5 derece hedefine ulaşmak için gerekli bir adım.

Bununla birlikte endüstride döngüsel ekonomiye geçişe de ihtiyaç var. Böylece verimliliğin artması, sera gazı salınımlarını azaltacağı gibi maliyetleri de düşürecek ve performansı artıracaktır.

Petrol ve gaz şirketlerinin üretim faaliyetleri sonucu açığa çıkan metan ya da doğal gaz ise bir diğer büyük değişimin gerekli olduğu alan. Bu şirketler için metan, sera gazı salınımlarında en büyük role sahip faktör. Bu faktörü ortadan kaldırmak zorlu olsa da mevcut teknolojiler, ekonomik çözümler sunmaya başladı.

Metan gazının salınımında etkili olan bir diğer sektör ise madencilik. Bu sektörde de metan gazının salınımını engelleyecek çözümler mevcut ancak hem tüm madenleri kapsamıyor hem de yeterince ekonomik yatırımlar değil.

4. Enerji ve yakıt kullanımında dönüşüm

Elektrifikasyonun yaygınlaşması enerji endüstrisinde güçlü bir dönüşümü beraberinde getirecek. 2050 yılına dek elektrifikasyonun enerji ihtiyacı üç katına çıkacak. Fabrikalardan binalara ve elektrikli araçlara dek her alanda karbonsuzlaşmanın sağlanması bu talebin karşılanacağı güç sistemlerinin karbondan arındırılmasına bağlı. Dolayısıyla yenilenebilir enerji kaynakları, 1,5 derece denkleminin çözülmesinde kilit rol üstleniyor. Ancak bununla birlikte hidrojen endüstrisinin geliştirilmesi ve biyoenerjinin yaygınlaştırılması de bir o kadar önemli.

Yenilenebilir enerji

2030 yılına dek güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin bugünkü seviyenin 7-8 kat üzerine çıkması gerekiyor. Bu, rüzgar türbinleri ve solar panellerin üretiminde yoğun bir artışa ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Öte yandan 1,5 derece hedefine hızla ulaşmak için bugün küresel enerji üretiminin yüzde 40’ını karşılayan kömür kaynaklı elektrik üretiminin 2030 yılına dek yüzde 80 azaltılmasına ihtiyaç var. Kömür ve gaz kaynaklı enerjinin daha uzun süre kullanıldığı bir senaryoda dahi 2030 yılına dek yüzde 30-35 civarında azalma sağlanması gerekiyor. Aynı zamanda doğal gaz kaynaklı elektrik üretiminin de bu süreçte yüzde 20 ilâ 35 oranında azaltılması gerekecek. Bugün küresel enerjinin yaklaşık üçte biri doğal gaz kaynaklı.

Tüm bunlarla birlikte yenilenebilir enerjiye hızlı bir geçiş yapmak beraberinde güneş ışığı ya da rüzgarın yeterli olmaması gibi bölgesel bazda zorlukları da getirecek. Yakın vadede bunu aşmak için mevcut teknolojilerin tamamı bir arada kullanılarak ihtiyaç dengelenebilir. Ancak 1,5 derece hedefine ulaşmak için bugün gelişim aşamasında olan hidrojen, karbon yakalama ve depolama ve uzun mesafeye daha verimli iletim teknolojilerinden yararlanmak gerekecek.

Biyoenerji

Sürdürülebilir bir şekilde üretilmiş biyoenerjinin -örneğin biyogaz, biyodizel- kullanımını artırmak, 1,5 derece hedefi için önem taşıyan bir diğer adım. Bu kaynak, özellikle havacılık ve deniz taşımacılığı sektörlerinin petrole dayalı yakıt kullanımını azaltmada çözüm olabilir. Ancak arazi kullanımı açısından bunun dengeli olması ve sürdürülebilir enerji ihtiyacı kadar artan nüfusun gıda ihtiyacı için de aynı toprağa ihtiyaç olduğunun bilincinde olunması gerekiyor.

Hidrojen

Yenilebilir enerji ile üretilen yeşil hidrojen ve doğal gaz ve karbon yakalama ve depolama uygulaması sonucu üretilen mavi hidrojen 1,5 derece hedefinde kritik bir rol üstlenebilir. Çünkü yüksek ısıya ihtiyaç duyan endüstrilerde, enerji kaynaklı emisyonların yaklaşık yüzde 30’unu sadece elektrikle azaltmak oldukça zor. Dolayısıyla hidrojen çelik, kimya, çimento, havacılık, denizcilik, nakliye, bina yönetimi gibi sektörlerde karbondan arınma için önem taşıyor. Bu potansiyeli açığa çıkarmak içinse hidrojen sektöründe altyapı, depolama ve dağıtım gibi alanlarda yeni teknolojilerin ve güvenlik standartlarının geliştirilmesine ihtiyaç var.

5. Karbon yönetiminde dönüşüm

Karbondan arınmayı derinlemesine yapmak ve 1,5 derece hedefine ulaşmak için emisyon azaltmak tek başına yeterli değil. Bu çabalarla birlikte atmosferdeki karbonun azaltılması ve karbon üretmeye devam eden noktalarda karbonun yakalanması için yenilikçi girişimler yaratılmalı.

Karbon yakalama, kullanma ve depolama endüstrisi bu anlamda önemli bir rol üstlenecek. Bu endüstri temel olarak karbondioksiti termal santraller ya da tesisler gibi noktalarda, yani kaynağında yakalıyor. Ardından bunu yer altına depoluyor ya da farklı bir üretim için kullanıma sokuyor.

Yeni gelişen bu endüstrinin yakalayıp dönüştürdüğü karbondioksit oranını 2016 seviyesine göre 2050 yılında 125 katından fazlasına çıkarması gerekiyor. Böyle güçlü bir gelişim ise ancak inovasyon ve regülasyonlarla sektörün desteklenmesi ile mümkün.

Büyük ölçekli ağaçlandırma çalışmaları

Karbondan arınma teknolojileri en iyi şekilde uygulansa dahi büyük ölçekli, doğal arınma yollarına başvurmak şart. Milyonlarca yıldır olduğu gibi ağaçlar ve bitkiler karbon emisyonlarının dengelenmesi konusunda en güçlü etken. Gelecek 10 yılda 1,5 derece hedefine ulaşmak için yeryüzünü her yıl İzlanda büyüklüğünde yeni ormanlara kavuşturmak için küresel bir harekete ihtiyaç var. 2050 yılına dek ise ormansızlaşmayı engellemek, yangınlarda kaybedilen yerleri yeniden ağaçlandırmak ve böylece ABD’nin üçte birine eşdeğer olan 300 milyon hektarlık bir alanı ormana dönüştürmek gerekiyor. Bu oranların diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan karbonsuzlaşmanın sağlanamaması durumunda daha da artması gerekebilir. Böyle devasa bir dönüşüm ise ancak bireylerin, kurumların ve hükümetlerin birlikte hareket etmesiyle mümkün.

1,5 derece hedefine ulaşmak zorlu bir süreç ancak imkansız değil

McKinsey’nin beş temel alanda kökten dönüşüme ihtiyaç olduğuna işaret eden yol haritası, sıcaklık artışlarını 1,5 derece ile sınırlandırılabilmenin mümkün ancak oldukça zorlu olduğunu gözler önüne seriyor. Bu süreç içerisinde pek çok soru işareti barındırsa da net olan tek şey, küresel iklim krizinin önüne küresel bir hareketle geçilebileceği. Bunu başaramamak ise yeryüzünde yaşamın sürdürülebilirliğini riske etmek anlamını taşıyor.

Tüketim talepleri doğru yönetilirse, bugünkü karbon emisyonu, 2050 yılına dek yaklaşık yüzde 15 azaltılabilir

Verimlilik

Yalıtım ve bina enerji yönetimi ile mekan ısıtma ve soğutma ihtiyacı azaltılarak karbon emisyonunda 2050 yılına dek yüzde 30 düşüş sağlanabilir.

Her yıl havacılık teknolojilerinin sağladığı verimliliği yüzde 2 artırılırsa, 2050 yılına dek emisyonlar yaklaşık yüzde 15 azaltılabilir.

Alternatifleri Denemek

Karbonun yeniden kullanımı ile beton üretilmesi, çapraz lamine ahşap gibi alternatif malzemelerin kullanımı çimento ihtiyacını azaltabilir.

Geri Dönüşüm

Hurda çelik kullanımının artması, üretimin yaklaşık yüzde 20’sinin elektrik ark fırınlarına aktarılmasını sağlar ki bu da emisyonları büyük ölçüde azaltır.

Geri dönüşüm, 2050 yılına dek plastik ihtiyacının yüzde 30’unu karşılayabilir.

Tüketim Alışkanlıklarında Değişim

Fiyatların artırılması, diğer ulaşım araçlarına yönelmek ve uzaktan iletişim sistemleri 2030 yılına dek havacılık sektörü kaynaklı emisyonları yüzde 10 azaltabilir.

İngiltere’de örneği görüldüğü üzere, içten yanmalı motorlu araçlara getirilecek ek vergiler, araç başına yapılan kilometrelerde azalma sağlayabilir.