İŞ DÜNYASI

Savaş Önemli | 10.10.2017 - 14:18

Geleneksel ve dijital sanatçılar birbirlerini desteklerse, sanat kazanır

Gorillafilm.co’nun iki ortağı Fatih Sinan Şimşek ve Hüseyin Emre Tekel ile kariyer yolculukları, marka ve ajans ekosistemi ve sanatın reklam dünyasındaki algısı üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Facebook
Twitter
Linkedin
+

Kısaca sizleri tanıyabilir miyiz? Ne kadar zamandır birlikte iş yapıyorsunuz? 

Fatih Sinan Şimşek (FSŞ):Sektördeki bir kaç ajansa 10 yılımı verdikten sonra animasyon yapmaya karar verdim. Gorillafilm.co’yu kurdum ve 2,5 senedir de sektöre bu şekilde hizmet veriyorum.

Hüseyin Emre Tekel (HET): Çeşitli TV Dizileri, Belgesel ve Prodüksiyon şirketlerinde çalıştıktan sonra yeterli diye düşünüp animasyona yöneldim. Aslında tüm bunları yürütürken bir taraftan da animasyon yapıyordum. 2 sene evvel Gorillafilm.co’ya katıldım. Şimdi mutlu bir ortaklığım var. 2018 ile 15. senemize giriyoruz.

Gorillafilm.co nasıl ortaya çıktı? Nasıl bir yol hikâyesi oldu bugüne dek?

FSŞ: Gorilla rumuzu ile 2009’dan beri gündeme dair eleştirel işler yapıyordum.  Sanata olan borcumu bu şekilde azcık da olsa ödeyebiliyormuşum gibi hissettiriyordu.  Çoğu illüstrasyon ve animasyon ağırlıklıydı. Animasyonları da Emre yapardı. Çizgilerimi kendimi bildim bileli Emre anime eder.  Aynı zamanda da çalıştığımız yerlerdeki görevlerimizi aksatmadan götürmeye çalışıyorduk. 2015 yılında bir ajansta kreatif direktörlük yaparken kararımı verip yola koyuldum. Bu yolda bana ilk eli Kala Film’in patronu Hazer Baycan uzattı. Fikrimi dinledi. Bana Kala Film’de bir yer açtı. Ona da bu vesile ile çok teşekkür ederim. Tabii, prodüksiyon dinamikleri ile animasyon dinamikleri farklı olduğundan bana kanatlanacağım gücü verip yolumu çizdi ve yollarımızı ayırdık. Daha sonra Kaan Kaner ile bir ortaklık denedik. Çok yoğun ve başarılı bir çalışma sürecinden sonra o da kendi yolunu çizdi ve birbirimize teşekkür edip vedalaştık. Bunun ardından 10 seneden fazladır birlikte çalıştığım Emre’ye “-Artık vakti geldi sanki değil mi,” diye sordum. O da…

HET: “Benim için değişiklik olmaz” dedim. Zaten yıllardır beraber çalışıyorduk. Sadece resmiyete dökülmüş oldu. Uzun flörtümüz evliliğe dönüştü gibi düşünebiliriz.

Kaç kişilik bir stüdyo Gorillafilm.co? Nasıl bir yapısı var?

Temelde 5 kişilik bir şirket. Aldığı işin boyutuna göre büyüyüp küçülebilen modüler bir yapımız var. Mutfaktaki 5 kişi ile bir çok farklı stile ait iş üretebiliyoruz ama bazı projelerde birlikte çalıştığımız ajans veya markalar çok spesifik konsept taleplerinde bulunabiliyor. Bu durumlarda da işinde çok başarılı üçüncü parti iş ortaklarımızın desteğine başvuruyoruz.

Gorillafilm.co sizce sektörün hangi taleplerine cevap veriyor? Gorilla’nın en önemli yetenekleri neler?

2D animasyon öncelikli olmak üzere her türde animasyon ihtiyacını karşılıyoruz. Birlikte çalıştığımız marka veya ajansların bize şans tanıdığı her projede, o projeye özgü konseptler yaratarak, işin içerisine sanatı da dâhil etmeye özen gösteriyoruz diyelim. Bunun yanı sıra gelişen dijital çağ dinamikleri ile süre olarak iyice küçülen filmcikler konusunda kalite anlamında bir hedefimiz var. “En kaliteli görsellikte ve en kısa sürede mesajını izleyicisine net bir şekilde aktarabilen filmler yapalım” hedefiyle yola çıktık. Bu cümleyi kurmak dahi yaklaşık 7 saniye sürüyor. Bizim bu nitelikteki filmlerimiz için hedefimiz ise maksimum 3 saniye. Biz bunlara ürün olarak  “Gorilla Loops” adını verdik. Görsel kalitesi yüksek, kısa süreli film içerikleri.

Birlikte ortaya çıkardığınız, içinize en çok sinen işlerinizin isimlerini alabilir miyiz?

Klasiklerimizden Coca-Cola 8-Bit diyerek başlayalım. Bir  sezon Süper Lig’de atılan tüm güzel golleri 8-Bit şeklinde anime ettik. Lig hafta sonu oynanıyordu. Haftanın golleri seçiliyordu ve hemen hafta başı videomuz yayındaydı. Hem de o hafta takımların giydiği formalara, maçların oynandığı statlardaki hava şartlarına ve reklam panolarındaki animasyon detaylarına kadar.  Bu da, bu şansı bize tanıyan ajansımız Plasenta’ya ödüller getirdi. En önemlisi de “realtime marketing” dalındaki ödüllerdi. Bence dijital çağda, dijital bir ajans için daha etkili bir kategori yok.  Plasenta’ya ve bu projede bizimle emek vermiş eski takım arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.

Yeni Petrol Ofisi işlerimizi çok seviyoruz mesela. Çünkü çizgisi, animasyon tadı bambaşka. Bu projede çok özel bir ekip çalıştı ve ortaya da güzel bir seri çıktı. Bu proje için de Promoqube’a çok teşekkür ederiz. Çalıştığımız süre boyunca bize bir takım olduğumuzu hissettirdiler.

Cem Yılmaz’ın Ali Baba ve 7 Cüceler filmi için yaptığımız ön jenerikten de bahsetmeden geçmeyelim. Hem sinema sektörüne sunduğumuz ilk iş olması sebebiyle bizim için çok kıymetlidir, hem de Türk sineması için büyük emek ve bütçeler ile harikalar yaratan Cem Yılmaz’a duyduğumuz hayranlıktan ötürü yeri başkadır. Ayrıca bu iş, bu filmin hemen arkasından rol aldığı “İftarlık Gazoz” filminin tanıtım işleri için de bize yol açtı.

Son olarak Muhabbet CPC ile hayata geçirdiğimiz “Efendi Beşiktaş” filmi diyoruz. Çok kısa sürede hayata geçirdiğimiz bu film taraftardan büyük ilgi gördü. Tabii, ajansından prodüksiyon ekibine koyu Beşiktaşlı olmamız  da bizi biraz duygusallaştırıyor.

Şu ana dek olan deneyiminizden yola çıkarak markaların ajanslardan temel beklentilerinin yıllar içindeki evrimini kısaca anlatır mısınız?

Biz animasyon alanında hizmet verdiğimiz için bu konuda söz hakkı ajanslarındır diyoruz.  Ama ajansların film yapım şirketlerinden beklentilerinden bahsedecek olursak, dijital mecralar televizyona göre çok daha fazla tercih edilir oldu.

Yeni teknolojiler yaptığınız işi nasıl etkiledi? Yol, yöntem olarak neler kattı?

HET: Hızlandırdı, kolaylaştırdı ve maliyetleri düşürdü. Bu üçü üretim sürecine dair söyleyebileceklerimiz. Bir de, networking var tabii. Sosyal ağlar sayesinde farklı yetenekler daha ulaşılabilir oluyor. Bu da görsellik ve animasyonda çeşitlilik imkânı sağlıyor.

Türkiye’de  dijital sanat diye bir kavramdan bahsetmek ne kadar mümkün?

FSŞ: Şahsen ben sıkça bahsediyorum. Düzenli olarak icra etmeye de özen gösteriyorum. Kasım ayının 2. haftası İstanbul’da CKM’de göstereceğim “ICO” adında bir sergim var mesela. Bu alanda ülkeme küçücük de olsa bir katkı yapabilirsem dünyanın en mutlu adamı olurum. Gerisi sanat seyircisinin ilgisine kalıyor. Bu konudaki tek temennim sanat anlamında yaratımın kısıtlı olduğu ülkemizde,  geleneksel sanat anlayışı ile sanatlarını icra eden sanatçılarla; dijital sanatçıların birbirini desteklemeleri ve birbirlerine saygı duymaları. Bu gerçekleşirse sanat kazanır diyorum. Bu coğrafya bunu hak ediyor.

 Sanat Türkiye’deki marka-pazarlama ekosisteminde ne derece önem verilen bir parametre?

Bu çok fazla değişken barındıran bir soru. Bizden talep ettiği işlerde sanatsal anlamda konuya hakim ve  belli bir beklenti ile çalıştığımız ajanslar da var, inisiyatifi tamamen bize bırakan ajanslar da. Biz görsel dünyasını tamamen kendimiz oluşturduğumuz işleri yapmayı daha çok seviyoruz. Biz ajansımızı, ajansımız da bizi dikkatle dinlediğinde hem kalite yükseliyor, hem zamanlama anlamında avantaj sağlıyoruz. Tabii ki çok daha özen gösterilmesi gereken bir konudan bahsediyoruz. Biz inanıyoruz, umudumuz var. Sanat adına tüm şartlar yakın bir gelecekte daha güzel olacak.