POPÜLER

Sebla Kutsal | 28.04.2017 - 15:47

Ütopya ile distopya arasındaki denge unsuru ‘Digital Humanization’

“Günümüzde medeniyetin önündeki en önemli görev; makinaları insanların efendisi değil, olması gerektiği gibi, kölesi haline getirmektir.”

6
paylaşım
Facebook
Twitter
Linkedin
+
Nedir?

İngiliz tıp doktoru ve psikolog Havelock Ellis, makinaların hayatımızdaki yeri hakkındaki bu düşüncesini kaleme alalı 95 yıl oluyor. Ünlü bilim insanının ‘Little Essays of Love and Virtue’ isimli kitabında geçen bu cümlenin günümüzdeki yansıması, karşımıza “insansılaşan” ve “insanileşen” teknolojiler olarak çıkıyor. Çatı teması ‘Digital Humanization’ (Dijital İnsanileşme) olan Digital Age Summit 2017’de, dijitalleşen hayatlarımıza insan odaklı faydalar sağlayan bu teknolojileri daha iyi tanıyacak, enine boyuna tartışacağız. Yapay zekadan, robotlara, otonom araçlardan akıllı teknolojilerin sektörel etkilerine kadar teknolojinin geldiği noktanın insana dokunuşunu ele alacağız.

Peki, nedir digital humanization? Öncelikle, bu kavramın sadece teknoloji üreten alanlara hapsedilemeyecek kadar disiplinler ötesi bir nitelik taşıdığını belirtmekte yarar var. Sosyolojiden mühendisliğe, ergonomiden psikolojiye belki onlarca bilim dalının elbirliğiyle üretmesi gereken bir dönüşüm süreci söz konusu. İnsan özellikleri taşıma ve insana fayda sağlama prensibine sadık kalındığı için, konusu insan olan her disiplinin katkı sağlayabileceği, amacı insan, aracı teknoloji olan bir kalkınma ideali/modeli olarak düşünebiliriz dijital insanileşmeyi…

Neden bugün dijital humanization konuşuyoruz? Çünkü herkesin ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu bir çağdayız. Bu trend güçlenerek yükselirken, hem avantajları hem de endişeleri beraberinde getiriyor. Söz konusu dijitalleşme ve yeni nesil teknolojiler olunca, bir yanda Polyanna’lar diğer yanda felaket tellalları çıkıyor karşımıza. Aynı noktadan hareketle gelecek kurgumuz; insan mutluluğunun demokrasi içinde yeşillendiği bir ütopya da olabilir, işsiz ve amaçsız kalmış güruhların insanca yaşama mücadelesi vereceği bir distopya da…

İki uç arasındaki realite nedir? Yeni nesil teknolojiler ve günlük rutinimizde artan dijitalleşme elbette bazı kolaylıklar sağlayacak, ancak bu dönüşümden bir kahramanmışçasına medet ummak, en azından bugünün koşullarında beyhude. Öte yandan, yaşam ritüellerimizin gitgide dijitalleşmesi, yeni teknolojilerin evimizden giysimize kadar entegre olması yüzünden gezegenimizi sibernetik organizmalara teslim edecek falan da değiliz.

Dengeyi bulmak mümkün mü? İnsanı odağa alarak mümkün… Endişenin ve coşkunun yoğunlaştığı bu iki uç arasında dengeyi sağlamanın yolu; teknolojik devrimi insan lehine çevirmekten ve insana uyumlu hale getirmekten geçiyor. İşte tam da bu noktada, Gartner’ın başkan yardımcısı Daryl Plummer’ın dediği gibi, dijital hümanizm bakış açısıyla üretilecek “iyi bir insani tasarımın, insanların ihtiyaç ve arzularını, en pratik ve en doğru çözümlerin bile önüne koyması” gerekiyor.

Bugün popüler olan insan merkezli dijitalleşme çok da yeni sayılmaz… Mazisi II. Dünya Savaşı yıllarına dayanan yapay zekâdan artırılmış gerçekliğe yeni nesil teknolojilerin insan psikolojisine ve fizyolojisine adapte olabilmesi, kullanıcı deneyimini iyileştirecek, hayatı kolaylaştıracak çözümler haline gelmesi, bunu yaparken insanoğlu için bir tehdit unsuru olmaması adına, dünyanın en parlak beyinleri yıllardır mesai yapıyor. İnsan merkezli bilişim (Human-centered computing – HCC) bazı ülkelerde başlı başına bir çalışma alanı. Bizim etkinlik kapsamında ‘digital humanization’ dediğimiz kavram, bilişim teknolojilerinde sistem tasarımına uzun süre hâkim olan  ‘otomasyon’ perspektifinin devamı ve hatta tamamlayıcısı niteliğinde. Teknoloji-insan ilişkisinin her geçen gün daha karmaşık hale gelmesiyle yaşanan değişimin ideal formu. Daha da önemlisi; yeni teknolojileri hayatın her alanına entegre ederken ütopya ile distopya arasında savrulmadan, ayakları yere basan, kalıcı bir dönüşümün gerçekleştirilmesinin garantisi.