Türk İnterneti’nin “İ” sini uğurlarken

    Bir yılı aşkın bir süredir Digital Age dergisinde birlikte çalıştığımız Yayın Direktörümüz Yurtsan Atakan’ı bugün son yolculuğuna uğurluyoruz. Bir süredir kanserle mücadele eden Yurtsan Atakan Türkiye’de İnternet gazeteciliği denilince akla gelen ilk isimlerdendi.    Digital Age’e çok şey kattı Yurtsan Atakan. Olaylar karşısındaki kararlı bakış açısı, Türkçe’ye verdiği önem, teknoloji ve dijital dünyayla […]

SOSYAL AĞLAR
DigitalAge, 31.08.2012 - 11:54

 

 
Bir yılı aşkın bir süredir Digital Age dergisinde birlikte çalıştığımız Yayın Direktörümüz Yurtsan Atakan’ı bugün son yolculuğuna uğurluyoruz. Bir süredir kanserle mücadele eden Yurtsan Atakan Türkiye’de İnternet gazeteciliği denilince akla gelen ilk isimlerdendi. 
 
Digital Age’e çok şey kattı Yurtsan Atakan. Olaylar karşısındaki kararlı bakış açısı, Türkçe’ye verdiği önem, teknoloji ve dijital dünyayla ilgili engin deneyimi Digital Age için büyük kazanımlardı. F klavyenin savunucusu artık interneti “İ” ile yazın diye başımızda olamayacak. Digital Age ekibi olarak böyle bir gazeteci ile çalışma fırsatını bir sene gibi kısa bir süreliğine yakalamış olduk. Bize öğrettikleri için Yurtsan Atakan’a sonsuz teşekkürler, kendisini saygıyla anıyoruz. 
 
 
Başarılarla dolu bir hayat
 
49 yaşında hayata veda eden Yurtsan Atakan hayatı başarılarla dolu bir gazeteci. Başta Hürriyet olmak üzere birçok gazetenin internet sitelerini ilk kez kuran, çoğu teknoloji dergisinin yayın yönetmenliğini yapan Yurtsan Atakan son olarak Akşam Gazetesi, Digital Age ve Gusto dergilerinde yazıyordu.  
 
Atakan’ın ardından gazeteci arkadaşları ve dijital dünya vatandaşları ona sanal alemde görkemli bir uğurlama töreni yaptılar. “İlk dijital ölüm ilanını veriyorum” başlıklı yazısıyla Ertuğrul Özkök Yurtsan Atakan’ın kaybıyla ilgili nasıl bir boşluk yaşadığını şu satırlarla ifade etti:
 
 
“İlk dijital ölüm ilanını veriyorum
 
Bazı ölümler var…
 
Sadece üzülürsünüz…
 
Bazı ölümler var, üzülürsünüz ve düşünürsünüz.
 
Bazı ölümler var…
 
Üzülür, düşünür ve fark edersiniz.
 
Onlar yaşarken fark etmemişsinizdir; gerçek varlıklarını, onlar çekip gittikten sonra duvarda bıraktıkları
 
boşluğun büyüklüğünden
 
farkedersiniz.
 
“Another brick in the Wall” ölümleridir onlar.
 
Duvardaki herhangi bir tuğla sanırsınız, ihmal etmişsinizdir;
 
Sonra o tuğla çekilir; bir bakarsınız ki, bıraktığı boşluk;
 
Büyük…”
 
 
Yurtsan Atakan’ın en yakın arkadaşlarından Murat Sabuncu ise T24’te “Zincirim koptu baba…” başlıklı yazısında üzüntüsünü şöyle dile getirdi:
 
 
“Yurtsan,
 
Hani 40 gün önce buluştuk ya Bebek Kahve’de…
 
Evladın Tibet’le geldiğinde..
 
Biz seninle oturup hayatı konuşurken o da caminin avlusunda yeni bisikletine bindiğinde..
 
Ne çok yanımıza geldi..
 
Konuşmamız sık sık kesildi…
 
Zinciri atıyordu bisikletinin…
 
‘Baba yine  zincir’ diye sana koşuyordu..
 
Bir, üç, beş, yedi…
 
Sen her seferinde yüzünde şefkatli bir ifadeyle, hastalığının da zorluğu içinde yere oturup zinciri hep taktın yerine…
 
Sen uğraşırken ne rahattı Tibet’in hali, ‘babam nasılsa halleder’ diye..
 
O gün orada…
 
Bir babanın evladına vereceği en önemli şeyin hayatın her alanında; yaşı kaç olursa olsun “babam halleder” diye koşması olduğunu
 
düşündüm.
 
Âşık olduğunda, işsiz kaldığında, her çaresiz anında…
 
İster 7 yaşında, ister 50…
 
Senin için evladın hep merkezdeydi..
 
Allah’a dua ettim uzun yıllar için ama olamadı..
 
Biliyorum kızacaksın, ama bir sigara yakacağım..
 
43’ümde başladım, ağzımdan düşmüyor bu ara…
 
Sen ne aktif sigara savaşcısıydın usta..
 
Kapalı yerlerde içilmemesi için ne büyük uğraş verdin..
 
Ama her şeyden önce sen Türkiye’de teknoloji konusunda büyük mücadele ettin..
 
“İnternette sansüre hayır” kampanyasının öncüsü de sendin, Q klavyeye karşı F klavyenin de savunucusu da…
 
Blog fikrinin ve “gelecek internette”nin bu ülkede herkesten önceki sözcüsü..
 
Zaten herkes bunları biliyor, yazıyor, yazacak…
 
Hatta seni çok sevdiğin Hürriyet’ten ayrılmak zorunda bırakanlar bile konuşacak..
 
Ne muhteşem işler yaptığını anlatacak..
 
O büyük kırgınlığının en yakın şahitlerinden biri olarak susacağım.
 
Onlardan çekindiğimden değil, sana saygımdan…
 
Ama Yurtsan bir fikrim var…
 
Senin adına bir ödül koymalıyız.
 
Yurtsan Atakan Teknoloji Ödülü…
 
Genç, pırıl pırıl evlatlar geliyor….
 
Onları destekleyecek, senin adını yaşatacak bir ödül..
 
Bunun olmasını sağlayacağım, söz..
 
Hayatımızın en zor ve işsiz yıllarında kesişen yollarımızda erken ayrılık..
 
Kardeşim Yurtsan..
 
Şu anda aynı yerde, kahvede oturarak yazdığım bu yazıyı..
 
İkimizin de çok sevdiği Birhan Keskin’den…
 
“Sen otursan, gitmemiş ki! olsan”la bitiriyorum..
 
Bir çiçek açtığında 
 
Bir eski avluda 
 
Diyor ki; 
 
Çalıda sarı bir çiğdemim ben 
 
Ve senin çok eski cümlen.
 
Sen otursan, gitmemiş ki! olsan 
 
Ben sana bir eski Endülüs avlusu 
 
İstersen serin bir Portofino getirsem 
 
Ya da Yedigöllerin yedisini birden.”
 
 
Serdar Kuzuloğlu da duygularını şu satırlarla dile getirdi:
 
“Düşündüm; hayatımda 1 tane Yurtsan var ve ölmeye fena halde yakın bir hayat sürüyor.
 
Ama ölümle oturduğu kumar masasında kimi zaman blöf kimi zaman hileyle o kadar
 
çok kazandı ki ihtimal veremiyorum resti çekip iflas ettiğine.”
 
 
Yurtsan Atakan Digital Age’deki son editör yazısında “Meraklı Kedinin Yeni Sorusu: Video Medya Starını Öldürecek mi?” diye yazmıştı. Bunun cevabı ne olacak bilmiyoruz,  “O” da yaşasaydı buna tam olarak bir cevap veremeyecekti kuşkusuz. Ancak gerçek olan şu ki dijital dünyanın genci yaşlısı onu unutmayacak, İnternet gazeteciliğine kattığı yenilikler her zaman akıllarda kalacak. Yurtsan Bey’in aramızdan ayrılmak için bir bayram gününü seçmiş olması da her zamanki mizah anlayışına uygun bir “hoşçakalın”dır bize göre. Böylece bayraklar, flamalar arasında caddelerde Zafer Bayramı’nı kutlarken bir yandan da sessizce içimizden hayatlarımıza Yurtsan Bey’in denk gelişini kutluyor olacağız tüm dostları olarak… 
 
 
YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız !

YORUMLAR

Total wordpress themes free