yazarlar

01.03.2018 - 14:23

Zamane

Gelecek adına endişeleri dile getirirken genelde çocuklarımızı merkeze koyarız. Bu çocuklar gelecekte ne yapacak? Okulda, sokakta, iş hayatında zorlanmayacak mı? Burada aslında gizli bir kabul var. Bu kabulü şöyle özetleyebilirim: Mevcut neslin yaşam biçiminin yegâne doğru, kendi devirlerinin dünyanın yaşanabilir son dönem olduğu, devamında sonraki neslin bu doğrudan uzaklaştığı kaygısı ve yaşarken zorlanacağı varsayımı.

Facebook
Twitter
Linkedin
+

Zamane
Çocuk sahibi ya da etrafında sahibi arkadaşları olanlarınız son zamanlarda şu cümleleri duymaya ve konuşmaya çok aşinadır eminim: “Bu çocuklar ellerinde tabletlerle büyüyor, akşama kadar oynuyor. Ödevini kopyala yapıştır’la kolayca çözüyor. Biz böyle miydik oysa? Sokakta oynardık. Gerçek oyuncaklarla. Bisiklete binerdik, asfaltta top oynardık. Koşardık bağırırdık, enerji harcardık. Ödevimiz için ansiklopedi karıştırırdık. Kopyala yapıştır da neymiş, fotokopicilerin önünde kuyruk olurduk. Sahici hayatlar yaşardık. Zamane çocukları gerçek hayatları öğrenemeyecek.” Halbuki kendi çocukluğuma döndüğümde şunu görüyorum. O devirde de bisiklete binmek, top oynamak, sokağa çıkmak hazırcılık, gevşek bir çocukluk olarak görülürdü. Bizlerin gerçek hayatı yakalayamayacağı iddia edilirdi. O zamanın ebeveynleri de “Sizinki de lüküs hayat. Bizim zamanımızda bisiklet mi vardı? Tahtaları marangoza götürür, yalvar yakar oyuncak yaptırırdık. Böyle pırıl pırıl asfaltta nerede top oynamışız? Arsada, tozun toprağın içinde tepinirdik. Şimdi evlerinizde cilt cilt ansiklopediler, biz notları teksirle çoğaltırdık” Sözleri hâlâ kulağımda. Eminim ki, o nesil de “Siz yine iyisiniz. Bizim zamanımızda nerede marangoz? Ağaç dallarından kendimiz oyuncak yapardık. Bir tane kitabı kütüphaneden sırayla ödünç alır, özetini el yazısıyla çoğaltırdık” serzenişiyle büyüdü. Geriye sardıkça teknoloji neredeyse yok oldu ama her neslin bir sonrakinin gerçek hayatta zorlanacağı tespiti hiç değişmedi. Kendi gölgesinde yetişen sonraki nesli yeterince sağlam, güçlü, donanımlı görmeme hali binlerce yıl geride de geçerli. Aristoteles M.Ö 350 yılında, bugünküne benzer bir yeni nesil eleştirisi yapmaktaydı: “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.”

Burada Newton’ın eylemsizlik prensibinin bize bir hata yaptırdığını düşünüyorum. Eski nesil eylemsiz kalıyor, hareketin etkisini ihmal ediyor. Dünyanın döndüğünü, yeni neslin dünün dertleriyle değil, henüz var olmayan geleceğin paradigmalarıyla mücadele edeceğini unutuyor. Yani, kırsal kesimdeki hayatın mahareti olan ağaç dalından kendi oyuncağını üretmek yani doğa koşullarına adapte olmak, şehir hayatında anlamını yitirdi. Onun yerine, ticari zekâ devreye girdi. Marangoza tahta oyuncak yaptırabilecek iletişim becerileri geçerlilik kazandı. Bir sonraki nesilde, en dayanıklı plastik nereden alınacağı, onların çocuklarında ise dijital bir oyuncağın oyunda nasıl elde edileceği bilgisi kritik hale geldi. Dürtüler benzerdi sadece yöntemler değişmekteydi. Minecraft’ta bir oyuncak tasarlamak da, yerine göre kendi oyuncağını doğadan üretmek kadar ciddi bir uğraş olabilirdi.

Yeni nesiller değişen dünyayla yeni kabiliyetler geliştiriyor
Şimdilerde de aynı stresleri yaşıyoruz gelecek adına. Yeni neslin yeterince öğrenmediği, geleceğe hazırlanmadığı, kolaya kaçtığı; hele ki yapay zekâ devrimiyle insanın işinin iyice zorlaşacağı dönemde ayakta kalamayacağını söylüyoruz. Ekranlara bağlanıp gerçek hayattan kopmakla itham ediyoruz. Oysa ki olayları bağlamıyla düşünmek biraz rahatlatacaktır. Yeni nesiller de değişen dünyanın değişen dertleriyle uğraştıkça yeni kabiliyetler geliştiriyorlar. Ağaçtan oyuncak yapanların derdi ağaçtan düşmekti, marangoza tahta kestirenlerin kıymık batması, bilgisayarla ilk tanışanlara “Yavrum, ekrana bakma gözlerin bozulacak” dendi, şimdi ise “Telefonla uğraşmaktan bizi duymuyorsun” diyoruz.

Kitapla büyüyen nesil radyoyu, radyoyla büyüyen nesil televizyonu, televizyon çocukları bilgisayarı buldu. “Bilgisayarın başından kalkmıyor” dediklerimiz internette neler geliştirdi. Dünyanın bu noktada duracağını, gelişimin durduğunu düşünmek bir ekrana bakıp duran gençleri hareketsiz sanma sonucuna götürecektir. Oysa ki bir sonraki hamleyi, bir sonraki büyük hareketi aradıklarını, geleceğe doğru bir yolculukta olduklarını, ekrana baktıkları saatlerin sonunda bir sonraki devrimin geleceğini düşünmek daha doğru bir yaklaşım.

Yeni sorular sorulacak, yeni sorunlar çıkacak karşımıza. Paradigmalar ters yüz olacak, değerler değişecek. Düne kadar parasızlık karikatürlerde sıska insanlarla resmedilirken, modern dünyanın en büyük sorunlarından birisi düşük gelirliler başta olmak üzere yayılan obezite. Dün burun kıvırdığımız, kaçarak şehre koştuğumuz köy yaşantısına ulaşmak için ciddi bedelleri göze alıyor insanlar. Doğruların değişmeyeceği varsayımına göre yerinde sayan gençler, belki de zamanı büküp dünyayı kendi doğrularına getirecekler. Yaşayıp göreceğiz.