yazarlar

01.08.2017 - 13:28

Yeni bir Silikon Vadisi alternatifi (Bölüm 1)

2000’li yıllardan bu yana teknoloji, dijitalleşme ve girişim denince akla ilk gelen San Francisco “Silikon Vadisi” idi. Bu bölgedeki model, gelişmekte olan diğer tüm ülkeler tarafından örnek alındı. Ama artık yeni bir örnek gerekiyor.

Facebook
Twitter
Linkedin
+

Yeni-bir-Silikon-Vadisi-alternatifi

Intel’den Apple’a, Google’dan Facebook’a dünyayı değiştiren birçok girişim ABD’nin San Francisco şehrindeki Silikon Vadisi adı verilen bölgeden çıktı.

Bu bölgenin iş dünyası için Alice’in Harikalar Diyarı kadar sihirli ve çekici bir yer hale gelmesi birçok ülkeyi aynı başarıyı tekrarlamak için heyecanlandırdı. Peki, bu bölgenin sihrini veren neydi?

Geceden sabaha başarıların bölgesi zannedilen Silikon Vadisi aslında 2000’li yılların çok ötesinde, köklü bir tarihe ve deneyime sahip. İkinci Dünya Savaşı döneminde Hewlett & Packard’ın bu bölgede askerî teknolojiler üretmeye başlamasıyla kaderi çizilmeye başlıyor.

Çoğumuz bilmiyoruz ama İkinci Dünya Savaşı tam anlamıyla kıyasıya bir elektronik teknoloji yarışıydı. Özellikle radar, menzil ve isabet performansı için ülkeler birbirleriyle inanılmaz bir çekişme içindeydi. Bu nedenle ABD hükümeti yarışta bir adım öne geçebilmek için Silikon Vadisi’ne çok ciddi yatırımlar yaptı.

Vadi’nin tohumunu Stanford Üniversitesi profesörü Frederick Terman atmıştı. Vadinin ilk girişimi olan Hewlett & Packard’ı kurmaları için öğrencileri William Hewlett ve David Packard’ı yüreklendiren kişiydi (1939). Bu basit bir “öğretmenin öğrencisini gaza getirmesi” olayından çok daha derin ve stratejik bir temele dayanıyordu.

Terman’ın mükemmel işleyen bir stratejisi vardı:

-Mümkün olan tüm askerî danışmanlık kurullarına Stanford Üniversitesi’nden bir profesörü temsilci olarak yerleştir ve askeriyenin (yani müşterinin) ihtiyaçlarını birinci elden anla.

-Danışmanlık kurulunda bahsedilen ihtiyaçlar ve olası çözümler ile üniversiteye dön ve öğrencilere prototip hazırlat.

-Eğer müşteri (askeriye) prototipi sevdiyse, öğrencileri firma kurmaları için heveslendir ve seri üretimi başlat.

-Kurulan yeni şirkete üniversite içinde bir ofis ver ve şirketin yönetim kuruluna üniversiteden bir danışman koy.

Bu strateji sayesinde Vadi, İkinci Dünya Savaşı sonrası ve soğuk savaş döneminin sonuna kadar inanılmaz bir inovasyon ve girişimcilik merkezine dönüştü. Bu strateji, bugünün müşteri ihtiyacına dayanan “Customer Development” ve “Design Thinking” adı verilen ve başarılı girişimler yaratabilmenin anahtarları olduğu düşünülen ürün geliştirme süreçlerine de temel oluşturdu.

Stanford Üniversitesi, Vadi’nin gidişatını değiştiriyor

Soğuk Savaş döneminin sonuna kadar, öncelikli motivasyonu ülkenin düşmanlarına karşı üstün bir avantaja sahip olması için, dijital teknolojinin fiziksel yapıtaşlarını üreten firmaların doğurulduğu bir yer olan Vadi’nin “savaş” sonrası kaderini yine Stanford Üniversitesi değiştiriyor.

Üniversitedeki profesörler, ABD hükümetinin savaş için bölgeye ve ekosistemine yaptığı elektronik ve dijital ağırlıklı yatırımın, savaş sona erdikten sonraki dönemde işe yaramaz bir hale dönüşeceği tehlikesini erken fark ediyor ve akıllı bir strateji ile öğrencilerini bu kez halkın teknolojik ihtiyaçlarını karşılayacak firmalar kurmaya yönlendirmeye başlıyor. Bununla da yetinmiyorlar, öğrencilerine bu firmaları milyon dolarlık değerlemelere ulaştıracak pazarlama ve algı yönetimi taktiklerini öğretmeye başlıyorlar.

Tam burada, toplumun istek ve arzularının nasıl manipüle edilebileceğinin şeytani formülünü üretmiş, “The Engineering of Consent”in yazarı, Sigmund Freud’un yeğeni, kitle yönetimi, ikna ve modern pazarlamanın babası sayılan Edward Bernays’den bahsetmek gerekiyor ama başka zamana.

Stanford Üniversitesi profesörlerinin verdiği bu stratejik karardan sonra, vadinin yeni müşterisi hükümet değil, parasını katlamak isteyen yatırımcılar oluyor.

Vadi, mikroçipleri “kişisel bilgisayar” kavramıyla paketleyip halka satabilen kahramanı Steve Jobs ile tanışıyor ve 5 yıl içinde sıfırdan 1,3 milyar dolar değerlemeye ulaştıktan sonra halka açılan Apple isimli bir firma doğuyor. Bu inanılmaz başarı, yatırımcıların iştahını kabartıyor.

İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte Vadi’deki yatırımcı sayısı ve hacmi katlanarak büyüyor. Çok kısa sürede büyük değerlemelere ulaşan .com firmaları görmeye başlıyoruz. Ardından birçoğumuzun bildiği “.com balonu”nun patlayışı ve sonra da bugünlere kadar geliyoruz.

Bu yazıda Silikon Vadisi’nin başarısının bilinmeyen yönlerinin altını çizmeye çalıştım. Gelecek ayki yazıda Silikon Vadisi’nde neden sonun başlangıcına gelindiğini ve alternatif modelleri işlemeye çalışacağım.