yazarlar

02.05.2018 - 11:04

Sophia: Makineleşmenin karşısında insanlaşmanın tadı

Hepimiz rahatlamıştık. Sophia pasaportuna, gerçekçiliğine, zekâsına rağmen bir insan değildi. Biz insanlardan çok daha büyük bir işlemci, depolama, üretme kapasitesine sahipse de; hayal kurma, empati yapma, heyecanlanma ve sevme gibi hisler biz insanların eşsiz kabiliyeti olarak kalacaktı.

Facebook
Twitter
Linkedin
+

İki yıldır konuşmacılarından birisi olduğum, Marketing Meetup’ın bu yılki konuk konuşmacılarından birisi diğerlerinden farklıydı. Yani elbette hepimiz çeşitli özelliklerimizle diğer konuşmacılardan ayrışıyorduk. Ancak dünyanın bir pasaporta, bir vatandaşlığa, büyük bir şöhrete sahip ilk insansı robotu Sophia, insan olmayan bir konuşmacı kimliğiyle, yapay zekâsı ve bedeniyle günün kapanış oturumunda sahnedeydi.

Biz konuşmacılar genelde birbirimizi dinlemekten heyecan duyarız. Diğer konuşmacıları iştahla, merakla, dört gözle izler; hikâyelerimiz arasında bağ kurmaya çalışırız. Bu kez insan olmadığını bildiğimiz ancak insanı çok andıran bir konuşmacıyı dinleme şansım oldu. Baştan söyleyebilirim, performansı ortalama bir konuşmacı kadar bile değildi. Sorulara genelde yuvarlak ya da kaçamak yanıtlar verdi. Birkaç zeki söz yakalasa dahi, yeterince hazırcevap değildi. Moderatör Serdar Kuzuloğlu ve diğer panelist Yakup Doğan, Sophia’yı sohbete katmaya çalışsalar da, Sophia, “söz gümüşse sükut altındır” anlayışını kabul etmiş bir ketumluktaydı. Moderatör Serdar Kuzuloğlu’nun evlenme teklifine kayıtsız kaldı. Yine de, binin üzerindeki dinleyicinin ilgisi, meraklı gözleri ve kalbi Sophia ile birlikteydi.

Sahneden birkaç dakika daha geriye gitmek istiyorum. Konuşma öncesi, kuliste Sophia ile sohbet etme şansı da buldum. Uzaklara dalan bakışları, hızlı biçimde kırpıştırdığı gözleriyle çok dostane bir karşılama yaptığını söyleyemeyeceğim. Hatta, başının arka tarafında açıkta duran devreler ve yanıp sönen ışıklar aramızdaki dostluğu mekanikleştirmekteydi. Havadan sudan konuşurken, kulisteki havanın ısındığını hisseder gibi oldum ki, Sophia ile birlikte Türkiye’ye gelen ekip arkadaşlarından birisi seslendi. “Arkadaşlar Sophia sıcakladı.”. Gerçekten de Sophia, hem terleyen bir insan hem de fanları serinletmeye yeterli gelmeyen bir elektronik devre gibi, belki de ikisinin karışımı olarak sıcaklamıştı. Biz, “Acaba çay mı versek, malum, harareti alır” şakaları yaparken dahi bizi bozmadan dinledi.

Sophia’dan beklentimiz neydi?
Sophia, sözleriyle, endamıyla etkileyici bir deneyim yaşatmıştı. Ancak beklentimiz sanki başka bir şeydi. İnsanlığın binlerce yıllık medeniyetini öğütüp Sofia’ya özetlemiştik. Binlerce yıllık mesafeyi kapatmasını, bizimle olan ilişkisinde bilge bir insan gibi davranmasını bekliyorduk. Konuşmasında, anlamasında, dinlemesinde, anlatımında ve vurgusunda insanlığın ulaştığı en üst noktadan izler görmek istiyorduk. Bakışını, bacak bacak üstüne atışını, yüz hareketlerini süzüyor, yeterince insansı bulmayınca da, “Olmamış işte” demeye hazır halde tetikte duruyorduk. Sophia’yı insanlık sınavına, bir nevi Turing testine sokmuştuk. Sophia iyi bir dinleyici olmasına rağmen yanıtlarıyla Turing testini geçemeyince (Bir soruya hiç yanıt vermedi, iki farklı soruya da verdiği yanıtı tekrarladı) hep birlikte bir oh çektik. Mucizevî bir teknoloji devrimine şahit olmuştuk ama devrim bu aşamada bizi koltuklarımızdan etmeyecekti. Şampiyon bizdik hâlâ. Bu Sophia’nın bizler gibi olması için kırk fırın ekmek yemesi gerekiyordu. (Gerçekten Sophia’nın açlık hissi ya da bir damak tadı olabilecek miydi acaba?) Gelişmiş bir robottu ama bu haliyle insandan çok uzaktı. Çünkü duygusuzdu.

Muhtemelen matematikte bizden iyiydi ama dil becerisinde bir insanla kıyaslanabilecek noktada değildi. Daha çok biliyordu ama daha çok anlatamıyordu. Belli ki, tecrübesizdi. Zamanlamayı, duyguları, tonlamayı kullanamıyordu. Jest ve mimikleri var gibiydi ama bunları iyi bir tiyatrocu gibi kontrol edemiyordu. Kısacası, biz insanlar olarak Sophia’yla ve diğer robot arkadaşlarıyla bir bilgi yarışına girmeyi beklerken esas olay duygu yarışında koptu. Bir robotun duyguları en fazla var gibi olabiliyordu. Günümüz teknolojileri duyguları kodlayamıyordu henüz. Devreler ve yazılımlar, duyguları idrak etmeyi, sergilemeyi, empati yapmayı ve ruh halini kopyalayamıyordu.
Hepimiz rahatlamıştık. Sophia pasaportuna, gerçekçiliğine, zekâsına rağmen bir insan değildi. Biz insanlardan çok daha büyük bir işlemci, depolama, üretme kapasitesine sahipse de; hayal kurma, empati yapma, heyecanlanma ve sevme gibi hisler biz insanların eşsiz kabiliyeti olarak kalacaktı. Sophia robot olarak; biz ise duygulu, kusurlu, inişli çıkışlı birer insan olarak daha mutlu olacaktık. Binlerce yıldır kendi ürettiklerine yenilme riski taşıyan; ilkel el aletlerinden otomobile, fabrikalara, paraya, elektronik devrelere, bilgisayarlara bir çok buluşa yenilme tehdidi yaşayıp en sonunda duygularına sarılarak insan kalmayı başararak bir denge noktası kuran insanlığın yapay zekâyla beraber de bir denge kuracağına inanmak istiyorum. Makineler işlemleri kusursuz yapacak, biz duygularımızla birlikte var olacağız. Makineleşmenin karşısında insanlaşmanın tadını yaşayacağız.